Abdest Kokusu


Yine bir gece vakti çocukluğumun peşindeyim. Başlangıç noktası berrak olmalıydı emindim. Neredeydi sahi?

Lavanta kokulu dantel perdelerin saçakları arasından sızan gün ışığında mı? Sessizliğine sığındığım puslu çinko damların yalnızlığında mı? Bilemedim.
Her adımda gıcırdayan ahşap zeminin kadirbilmezliği mi tutmuştu da, seçememiştim. Varlığım, mübalağasız aradığı sınırların çok ötesine geçmiş olmalıydı ki uzun süre cevap alamadı.
Ne zaman geçmiş günlere dair anılarım canlansa, eşsiz bir merasim nüshası gibi, gölgeler düşerdi, geri alınması kolay olmayan bu seferlere.
Öyleyse, topyekûn bir dönüş olmalıydı o eski topraklara… Geçmiş zamana…
Bu kez çok daha fazlasıydı beni bekleyen. Bulanıp duran deniz misali geçişimde bu yüzdendi.
Yaz tatillerini geçirdiğim iki katlı evin bahçesinde, zeytin ağaçlarının yabani güllerin arasından zamanı ve mekânı hiçe sayan güzellikte gelirdi anneannemin kokusu. Rüzgâra karışırdı sessiz sedasız.

Onun bana doğru gelişini gözetlemeye gücüm yoktu belki ama gelişindeki o ihtişam diriltiyordu hafızamda saklayıp durduklarımı.
Mert, dosdoğru bir kadındı anneannem. Okuma yazmayı kendi çabalarıyla öğrenmişti. Çok da hararetli anlatırdı o günleri. Bana her akşam o gün içinde öğrendiğim sureyi ezbere okutur, sonrasında da kendi yaptığı dondurmaları ikram ederdi. Kakaolu, vanilyalı…
Onun seccadesinde onunla birlikte yan yana namaz kılarken eteğine dolandığım da çok olmuştu, hatırlıyorum.
Ne zaman geçse yanımdan, içim serinlerdi. Tanımlayamadığım o iç çekiş, ne o kızıl kınasının ne de kavanoza ısladığı nergisin kokusuna benzerdi. Abdest kokusuydu o.

Sorsanız kelama dökülmeyen kusursuz bir iç çekiş, bir gönül esenliği diyebilirim sadece.
Nicedir aklıma geliyor, erkenden kalkıp, ”Namaz uykudan hayırlıdır Deniz, hadi uyan bakalım” deyişi.

Yine erken uyanıyorum ve dua ediyorum abdest kokulu canım anneanneme. Biliyorum onun da haberi var benden.

Biliyorum… Çünkü abdest kokusunu duyuyorum.

İsisdensm

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Başlıksız iç dökmeler silsilesi - 2 başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Etiketler:
Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Bunu ben yazmadım 2

Bunu ben yazmadım!

Macera Dolu Amerika

5 yorum

  • bilgfildiz
    8 Mayıs 2014 de 09:24

    anneannemle uzun uzadıya vakitler geçirmek isterdim. nasip olmadı hiç. bayramdan bayrama hafta sonları onu severek sevindirerek geçti zaten kısacık olan vakitler. elinize sağlık. bana canım anneannemi hatırlattınız ..

  • Bahadır
    8 Mayıs 2014 de 13:53

    Örtmenimiz çok güzel yazmış ^^

  • GÖKTÜRK
    8 Mayıs 2014 de 14:33

    Köy, babaanne, anneanne, ağaçlar, çiçekler, erik ağaçları… Babaannem ve anneannem pek dürtmezdi beni namaz için ama kıldığım zamanlar da koltuklarının nasıl kabardığının farkındaydım. Hele ki dedemle camiye gittiğim de ve diğer ahalinin dedeme bu kim sorusuna ”torunum ve namaza geldi” babında gururlanmaları…. Güzel bir geri dönüş oldu.. Teşekkürler…

  • cem
    8 Mayıs 2014 de 17:41

    Anneannemle hatta anne tarafının hiç biriyle aram iyi olmadı. Babaannem ben bebekken vefat etmiş. Bu nedenle benim bütün anılarım rahmetli dedemle ilgili.
    Yazıya gelince, dil biraz ağdalı olsa da ilk yazıya rağmen başarılı bence. Devamı gelmeli:)

  • hasan-27
    13 Mart 2015 de 11:37

    Anneanne anne belkide anneden daha düşüncelidir çocuk için belki yaşı nedeniyle belki anna kadar sana kızmadığı için. Bu yazıda da bunu hissettirmişsiniz.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.