Algıda kör nokta nedir? Nasıl oluşur?


 

Neden iki tane gözümüz var, hiç düşündünüz mü? Eğer tek gözümüz olsaydı bu kadar geniş alanı bu kadar net ve derin göremeyecektik. Peki, yaşamla ilgili tüm algılarımızı burnumuzun iki yanına yerleştirilen bu delikler sayesinde oluşturduğumuzu fark ettiniz mi? Ben bunu ilk fark ettiğimde büyük bir şok yaşamış ve gözlerimin önemini bir kat daha anlamıştım.

Görme sinirinin ağ tabakadan beyne doğru gittiği yerdeki görme hücreleri küçük bir noktada kesintiye uğramışlardır. Eğer öbür gözün ağ tabakası bu kesintiyi gidermese görüntüyü algılamamızda gerçek bir “delik” kalacağını biliyor muydunuz?

İşte bu fiziki kör noktanın bir benzeri de psikolojimizde oluşmaktadır. Mesela; parmağı çıkan bir insan birkaç saniye hiçbir şey hissetmez. Eğer o anda parmağını tekrar yerine yerleştirebilirse hayatına normal bir şekilde devam eder. Bu örnekte de gördüğümüz gibi, ani olaylar karşısında ilk birkaç saniye yaşadığımız şok yüzünden hiçbir şey hissetmemeye “algıda kör nokta” diyoruz. Bu şok durumu bazen o ortamdan hızla uzaklaşmamızı ve hayatta kalmamızı sağlayabilir.

Bu kör nokta fizyolojik olarak nasıl oluşur?

Şöyle ki, beynimiz beklenmedik tehlikeler karşısında olası tedbirleri alana kadar endorfin hormonu salgılayarak vücudumuzu kısa süreliğine uyuşturur ve ağrı-sızı hissetmemizi engeller. Bu olay gerçekten harika bir savunma tekniğidir. Endorfin vücut içinde “morfin” etkisi yaptığı için ağrı-sızı bastırılırken algılamamız da zayıflar. Bu zayıflama da kör noktayı oluşturur.

Ancak işin diğer yüzü de var; ağrı ve sızılar vücudumuzun gönderdiği yaşamsal önemi olan sinyallerdir. Alıcılarımızın ayarlarıyla oynayıp bu sinyalleri yok saymayı öğrenirsek aslında hayatımız için çok tehlikeli bir şey öğrenmiş oluruz. Çünkü farkına varılmayan yara zamanla ölümcül olabilmektedir.

Algılarımızdaki kör nokta ise gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz tehlikeleri görmezden gelmemize neden olur. Bu olaya savunma mekanizmaları içinde “yadsıma” deniyor. Yani inkâr etme.

Savunma mekanizmaları demişken biraz da onlara değineyim. Günlük hayatımızda benliğimize yapılan saldırılara karşı bilinçsiz olarak oluşturduğumuz savunma araçlarımızdır bunlar. Ama maalesef son zamanlarda benliğimize fazlasıyla saldırılar yapıldığı için savunma mekanizmalarını Orta Çağ şövalyelerinin zırhları gibi hiç üzerimizden çıkarmıyoruz. Hâlbuki sürekli bu mekanizmaların arkasına saklanmak önce nevrozlara sonra da psikozlara sebep olabilmektedir. Buna rağmen biz zırhımızın arkasında kendimizi güvende hissettiğimiz için ne ağırlığını ne de görüş alanımızı daraltmasını umursamıyoruz.

Şimdi de algıda kör noktaya birkaç örnek verip yazımı bitireceğim:

-Hepimizin bildiği “kral çıplak” masalı aslında en iyi örneklerden birisidir. Kralı dolandırmayı başaran terziler,      olmayan bir elbiseyi krala satmışlar ve aklı olmayanların bu elbiseyi göremeyeceğini söylemişler. Kral da eşi benzeri olmayan elbiseyi giyip sokağa çıkmış. Halk akılsız görünmemek için kralın çıplak olduğunu görmezden gelip kralın üzerinde elbise olduğuna kendisini inandırmış. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk bütün saflığıyla “aaa kral çıplak” deyince herkes gördüğü rüyadan uyanmış ve kral rezil duruma düşmüştür.

-Ford markasının yöneticileri “sokağa baktığımızda sadece kendi arabalarımızı görüyoruz” diyerek kapıldıkları aşırı özgüven yüzünden Japon arabalarının küçük ve az yakan arabalarının yükselişini görememişler. Bu yüzden de çok ciddi maddi kayıp yaşamışlar.

-Bir örnek de ben vereyim. Soma madeninde felaket olmadan önce birçok olay meydana geldiği halde şirket yöneticileri her şeye gözlerini kapatmışlar. Sanki hayat normalmiş gibi düşünüp işçilerin hayatını tehlikeye atmışlardır. Sonucunda oluşan felaket yüzlerce işçinin canına mal olmuştur.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 7. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

7 yorum

  • Volkan Atabey
    25 Haziran 2014 de 01:22

    Çok güzel ilgi çekici bir yazı olmuş teşekkür ederiz efendim.

  • nihal baysal
    26 Haziran 2014 de 00:24

    japon arabası örneği çok çarpıcı ve doğru bir örnek olmuş . çok güzel bir post teşekkürler

  • Mustafa Türk
    21 Temmuz 2014 de 19:18

    Daha dün bu konu hakkında araştırma yapıyordum. Bugün bu yazıyı görmem beni sevindirdi. Teşekkür ederim. Ayrıca yorum sisteminizde bir sorun var sanırım.

    • cem
      22 Ağustos 2014 de 01:00

      Nasıl bir sorun var yorum sisteminde?

  • Suat
    10 Ağustos 2014 de 18:42

    Algı çok önemli. İyi bir araba ve iyi bir kıyafet, gideceğimiz restoranda bizi çok farklı karşılatacaktır. İnsan ilişkileri ve evlilikte de önemli. Bu da evlilikle ilgili yazım, teşekkürler: http://goo.gl/gJjBiX

  • Harun Keleş
    15 Ağustos 2014 de 19:23

    kolay gelsin hocam

    • cem
      22 Ağustos 2014 de 01:00

      teşekkürler

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.