Başlıksız iç dökmeler silsilesi 3


Tutuyorum kendimi, yazmamak için tutuyorum… Oysa bunları düşünürken bile aklımın ucunda bir köşede kendimi yazarken hayal ediyorum. Ne zaman böyle yazmaya tutulduğumu düşünüyorum. Yalnız kaldıkça yazar oldum sanırım. Anlaşılma beklentimden yorulup da vazgeçtiğimde oldu bu. Ya da yalnızlığımın kuyusunda etrafımı saran onca duvara rağmen içimi dökecek bir tek taş dahi bulamadığımda.

Tuhaf değil aslında kendime arkadaşlık ediyor olmam. Lakin toplum baskısından olsa gerek deli damgası yememe gayreti var hep bir şekilde. Söylerken bile gülümsetiyor bu kaygı. Oysa kime ne ki hatta bana bile ne ki… Hepimiz, herkes hatta her şey emanet değil mi? Sahip olunmayan şeyin kaygısı neden?

Böyle boğulmalara saplanırken hep kendim yüzme bilmediğimi anımsatıp “çırpınma batarsın!” diyorum. Bir sebep daha buldum beni yazmaya iten; bizim oraların müzikleri. youtube playlistleri bu konuda iyi gelmiyor bana sanırım.

Aradan neredeyse 9 ay geçti, hala bu gaybana şehirde yalnız hissediyorum. İşin tuhaf tarafı aidiyetliğimi kaybediyorum. Doğup büyüdüğüm şehir bile o kadar da teslim olunası gelmiyor artık gözüme. İçime dönmeyi sevmedim. Ne bileyim kaplumbağa gibi salyangoz izlenimi uyandırıyor hep bende. Oysa Yaradan öyle olmamızı istese zaten öyle yaratırdı bizi.

Hafta sonu fuardan aldığım 45 kitapla beni bir yerlere kapatmalarını bekliyor gibiyim. İki arada bir derede, sabah-akşam metroda-serviste hatta yolda kitap okumak yetmiyor. Ve boşlukta kalmadığım o anları gün içinde özlemek canımı sıkıyor.

İş yerinde ‘task’ ya da ‘bug’ gelmedikçe öylece kalakalmaktan nefret ediyorum. Özlemek çaresizliği desen orada kuytu bir yere saklanmış zehirli hançerini sağa sola sallayıp duruyor.

Çaresiz duygulardan hoşnut değil başım. Ama onlar bana kur yapma, etrafımda pervane olma konusunda çok başarılı nedense. Atalarımıza hep hav vermişimdir zaten. “istemediğin ot dibinde biter.” derken de haklıymışlar yine her zaman olduğu gibi.

Çok sevdiğim fırat’ın hep kullandığım o meşhur sözünü biraz değiştirip sizlere sunmaktan “onör” duyarım öyleyse: içim sıkılmasaymış o zaman.

Yazarın blogu: http://cuy-i-ruh.tumblr.com/

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Bilgisayarı Hızlandırma Yöntemleri başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Bunu ben yazmadım 2

Bunu ben yazmadım!

Macera Dolu Amerika

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.