Başlıksız İç Dökmeler Silsilesi


Annemin “deli kızı” olmayı özledim. Nerden çıktı bilmiyorum işte. Öyle geliverdi aklıma. Evden ayrılmayı istemek çok kolay. Her ergenlik dönemi krizinin ve belki sonrasında gelen gençliğin özgürlük arayışının sonucu bu. Ergenliği ve hatta gençliğin de bir kısmını bitirdim. Özgürlük arayışım sonucu memleketimden 1,414 km uzaktayım. Ve 8 ayda annemi sadece 2 kere görebilmiş olmanın bende bıraktığı sızı anlatılır gibi değil. Hep annem diyorum da arkadaşlarım, çevrem, hatta komşularım. Evdeyken hiç sevmediğim şeyleri özlüyorum şimdi.

Çok acayip bir şey bu özlemek.

Acaba diyorum bazen annemlerin suçu mu? 23 yıl evden ayrılmama hiç müsaade etmeyen de onlar değil miydi nihayetinde? Zalımlar! Nasıl da alıştırdılar…

Sürekli bir gerginlik içindeyim burada. Hani normalde insan uyuyup uyanınca rahatlamış hisseder ya; o hissi kaybettim ben. Deli gibi uyusam da yine yok, yine yok. Nasıl bir his bu bilmiyorum. Kayıp mı oldum, yalnız mı kaldım, ne yaptım bilmiyorum. Ama sonuçları ben değilim hiç. Bu gerginlik ciddi bir insan yaptı beni. Hâlbuki neşemden az mı nasiplendirirdim çevremdeki herkesi…

Şimdi bana da biraz uğrasın diye beklemelerdeyim sadece. Hâlbuki en iyi yine ben bilirim ki bekleyince gelmez. Kendimi kandırma uğraşlarım da cabası. Düşünmeye düşünmeye moronlaşmaya yüz tuttu beynim.

Ağlamak hep ihtiyaçtı hayatımda. Son zamanlarda o kadar az ağladım ki fiziksel olarak durduk yere gözlerim dolmaya başlar oldu. Ama sadece o kadar. Bir kaç damla süzülen yaş, kalanı yok. Sanki kalbim ölmüş gibi. Sanki limbik sistemim (beynimin duygusal merkezi) grevde. İç savaşın kralı varmış gibi oralarda bir yerde.

İnsanın kendiyle savaşması hep zor olmuştur zaten. Ama genelde yanında destekçileri olur ya hep insanın. Ben çok yanlış bir zamanda girdim kendimle bu savaşa. Zaten yalnızken çoğalttım yalnızlığımı. Üzerine bir de gemiler yaptım o karmaşıklıktan. Şimdi yalnızlığımın derin sularında yüzen bir savaş gemim var. Dümeni rotasız. Kısacası KAYBOLDUM. Off ne saçma. İnsanın kendinde kaybolması. Psikolojik bir vaka oldum sanırım. İncelensem ya ben. Belki tıbbi bir katkım olur şu dünyaya.

Tüm bunlardan kaçmak da yorucu ki. Gerginlik, yorgunluk… Hayır, çıkış noktası olarak kendime bulduğum çözümler de çözüm değil. Özgür olmak için bir şeylerden kaçarken daha tutsak buluyorum kendimi her seferinde. Boş bakış sahibi insanlara +1 olarak ekleniyorum. Sonra bunca şeyin yokluğunda varlığı olan tek şeye O’na sığınıyorum.

Yine iç savaşıma yüzümü dönüp susuyorum. Susup film izlermiş gibi öylece uzaktan kendimi izliyorum.

Kılımı bile kıpırdatmadan…

Cuy-i Ruh

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Misafir Kalem: Birinin kadını olmak istiyorum! başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Bunu ben yazmadım 2

Bunu ben yazmadım!

Macera Dolu Amerika

2 yorum

  • Beşparasız
    3 Nisan 2014 de 10:02

    Arkadaş beni yazmış resmen..Yaş kısmı tutmasada geri kalan herşey benim de kafamda ince sızı 🙁

  • ~mnelam
    3 Nisan 2014 de 11:05

    Şu sıralar buna benzer dilemmalar yaşıyorum ya hadi hayırlısı… =(

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.