Bir acayip memleket


Ülkemin her köşesini istisnasız severim. Bir taşını başka ülkelerin tamamına değişmem. Ama içinde yaşayanlara söz sırası geldiğinde maalesef aynı şeyleri söyleyemiyorum.

Ülke geneliyle ilgili konuşmayacağım. “Herkes evinin önünü süpürse…” misali yaşadığım ilçeden bahsedeceğim azıcık.

Memleketime oldukça uzak yerlerde okudum, yaşadım, öğretmenlik yaptım. Sonra Allah nasip etti, komşu ilçeye atandım. Ama ortada cevabını bulamadığım sorular, çözemediğim sorunlar var.

Komşu ilçe olmamıza rağmen ömrümde ilk kez adım atıyorum. Biraz sapa, biraz dağlık bir yer burası. Lakin insanları bizim insanımız. Öyle olması gerek. Aynı il içinde yaşıyoruz çünkü.

Yabancılık çekmemeliyim. Garip gelmemeli yapılanlar. Kendi insanımız sonuçta. Alışık olmalıyım. Tanıdık olmalı yaşananlar, yapılanlar… Bildiğim, gördüğüm uygulamalar çıkmalı karşıma.

Ancak kazın ayağı öyle değil.

Adımımı attığımdan beri gördüğüm acayiplikler ağzımı açıkta bırakıyor. Doğu’da bile böylesine garipsememiştim olanları.

Birkaç örnekle açıklamaya çalışayım:

-Zamanında insanlar koca koca arsaları alıp koca koca evler dikmişler. Yetmemiş üstüne kat çıkmışlar. Sonra da bomboş bırakmışlar. Ev ararken sık duyduğum bir cümle “ev bu, kirası da bu, ister tut ister tutma, zaten ev yıllardır boş duruyor, bu sene de boş duruversin”. Be hey mübarek, paraya ihtiyacın yoksa niye sağa sola “kiralık ev” ilanı asıyorsun. Paraya ihtiyacın varsa niye beş-on kuruş kırmıyorsun. Ev zaten boşmuş. Ben tutayım da cebine para girsin. Pes doğrusu!

Diğer örnekleri trafikten vermek istiyorum:

-Her sabah servise binmek için bir süre yürüyorum. Geçen gün yine araç beklerken öğrenci, işçi, öğretmen servisleri önümden geçmeye başladı. O yol özellikle servisçilerin kullandığı bir yol. Hele sabah saatlerinde çok hareketli oluyor. Bu servislerden birisi aniden az ötemde durdu. Ne sinyal verdi, ne flaşör açtı ne de yolun sağına yanaştı. Böyle bir duruş akla sadece “arıza olduğunu” getirir. Arkasında dört beş araba sıralandı. Karşı şeritten de arabalar geldiği için geçemiyorlar. Tabi ki asıldılar kornaya. Bizim servisçinin umurunda bile değil. Sanırım arızayı tespit etmeye çalışıyor diye düşündüm. On dakika kadar sonra yan evden bir öğretmen arabaya binince araba yürüdü ve benim şartel o zaman attı. Öğretmeni yolun ortasında, yolu tıkayarak, sinyal-flaşör kullanmadan, yolun sağında bir metre boşluk olmasına rağmen oraya yanaşmadan bekliyormuş.

-Diğer olay daha enteresan. Arabanın birisi iki şeritli yolun ortasında durdu. İkinci araba karşı şeritten araba geldiğini bile düşünmeden sollamaya geçti ama hızı düşüktü. En arkadan hızlı bir kamyon geldi, bu iki araç yan yanayken ikisini de rüzgar gibi solladı geçti. Yani iki şeritli yolda üç araba yan yana geldi. Doğal olarak kamyon neredeyse kaldırıma çıkacaktı. Kaldırımdaki insanlar zor kaçtı.

-Çarşamba günleri çok kalabalık bir pazar kurulur. İnsanlar da araçlarını en işlek yolun sağına ve soluna park ettikleri için yolun ortasına duba çaktılar. Böylelikle park etme bitecek, her araç kendi şeridinden rahatça gidecek. Biz böyle düşünürken daha dubaların çakıldığı dakikalarda traktörün birisi ters şeride girip son hızda bir kilometre boyunca o şeritten gitti. Trafik polisleri şaşkınlık içinde izlemekten başka bir şey yapamadı.

-Yine traktör yine olay. Evimize doğru yürürken arkamızda bir traktör yolun ortasında cart diye frene bastı. Güya iyilik yapmak için yoldan bir öğrenciyi alacak. Arkasından gelen araba da karşıdan geleni düşünmeden hemen sollamaya girdi. Karşıdan da araba çıkmasın mı. Son çare olarak karşı şeritteki araba iyice sağa yanaştı. Yani neredeyse üstümüze çıkacaktı.

Yani kısacası kimse ne araba kullanmaktan ne de trafik kurallarından haberdar. Böylesine keşmekeşliği sadece İstanbul’da görmüştüm ama oradaki her şey acayip olduğu için takılmamıştım bu konulara.

Benim bizzat rastladığım acayiplikler bunlarla sınırlı değil aslında.

Sadece ne demek istediğimi anlayın diye örnekler sundum.

Velhasıl, sözde kendi memleketim görünen ama aslında bir acayip memleketteyim. Nerede olduğumu ben bile bilmiyorum doğrusu.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Kış Uykusu-Zaman Geçiyor başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

1 Yorum

  • Elanur
    1 Eylül 2017 de 23:43

    Bir elin parmakları nasıl birbirine benzemiyorsa aynı ilin ilçenin insanları da birbirine benzemiyor tabi ki de hocam

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.