Bir garip tanışma hikâyesi


İki binli yılların başından beri internet kullanan ve doğal olarak orada dünyanın bir çok yerinden insanlarla tanışmış, konuşmuş birisi olarak ne sanal âlemden nefret ederim ne de tamamen güvenirim.

Her ihtimale karşı daima zihnimin köşesinde devasa bir “soru işareti” bulundururum ki herkes bir yamuk yapabilir belki diye. Ta ki o insan yüz yüze görüşmeyi kabul edip canlı tanışana kadar… Gerçi bu bile yeterli değil ama yine de bir nebze güven oluşturuyor.

İnternetten tanışmanın maalesef yaşanan ibretlik olaylar yüzünden kötü bir şöhreti var halk arasında. Hala “biz internetten tanışarak evlendik” cümlesini göğsümüz kabara kabara söyleyemiyoruz. Hâlbuki günümüzün büyük bir bölümünü elimizde akıllı telefonlarla “f” harfi şeklinde kamburlaşarak geçiriyoruz. Hatta ve hatta internet-telefon kullanımında Avrupa’da birinciyiz. Bunlar bile kıramadıysa ön yargılarımızı görün ne kadar gelenekçi olduğumuzu. Mesela birazdan anlatacaklarım birçoğunuzun garibine gidecek ama umurumda değil çünkü neticeye bakmak gerekiyor bazen:)

Ben internetten, özellikle de “quup” isimli sosyal ağ üzerinden birçok dost edinip bunlarla -şehirlerine yolum düştüğünde- görüştüm, hala da bir kaçıyla görüşürüm. Onlar bu yazıyı okuyunca kendisinden bahsettiğimi bilip gülümseyecektir zaten:)

Quup kullanmayı bıraktığımdan beri pek kimseyle konuşmuyordum internet üzerinden. Lakin Ekim ayı içerisinde bloğun bilinirliğini arttırmak adına instagram üzerinden bir kitap çekilişi yaptım. Çekiliş esnasında ve sonrasında bana ulaşan ve kitapları kazanan olmak istediklerini belirten insanlar oldu. Bunlar içerisinden bir yorum dikkatimi çekmişti: “Yaşadığımız yere yeni taşındık, hep bir kütüphanem olsun istemiştim ama şimdiye kadar nasip olmadı. Bu çekilişi kazanıp ilk kitaplarımın bunlar olmasını isterdim.”

Bir öğretmen olarak bu duruma kayıtsız kalamadım ve kendisine üç kitap hediye edebileceğimi söyledim. Blog adına eşantiyon denebilecek ufak tefek hediyeler (bardak, kitap, ayraç vs) dağıtmama alışkın olan eşim bu durumu yadırgamadı ancak bunu söyleyen hanımefendinin eşinin nasıl karşılayacağını bilemediğim için onay almasını rica ettim. Gelen tüm kitapları okuması şartıyla eşinden de onay çıkınca gerekli bilgileri alıp kitapları kargoladım. Kitaplar yakın bir yerdeki tanıdıklarına gidebildi çünkü taşındıkları yere kargo gitmiyormuş.

Kitaplar gitti gitmesine ancak iki hafta geçmesine rağmen kitabın adresine gittiği kişi bir türlü kitapları sahibine ulaştırmadı. Bu esnada süren diyaloğumuz sayesinde hanımefendinin eşiyle hemşehri çıktık. Biraz daha konuşunca yıllar önce aynı zaman diliminde aynı yurtta kaldığımızı ve çevremizdeki çoğu arkadaşın ortak olduğunu fark ettik, lakin birbirimizi çıkartamadık. Yine de bu durum bizde güven duygusu oluşturdu. Eşi de bunları duyunca “bu tarafa yolları düşerse mutlaka gelsinler tanışalım” demiş sağ olsun.

Ben de eşime olan biteni anlatınca bir değişiklik yapıp gitsek mi diye düşündük. O esnada aynı il sınırları içinde eşimin arkadaşının çocuğunun doğum günü olduğu ve davetli olduğumuz haberi gelince gözümüzü karartıp yola çıktık. Bir gün içerisinde dönüp gelme düşüncesiyle kafamızda bir plan yaptık; önce doğum günü olan eve gideceğiz, hediyeleri sunup biraz oturduktan sonra diğer arkadaşlara gidip yüz yüze tanışacağız, gece de geri döneceğiz.

Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve biz hava kararırken ikinci eve vardık. Allah razı olsun, güzel bir misafirperverlik yaptılar. Ben eşiyle, hanımefendi de eşimle iyi anlaşınca gece kalma teklifi geldi. Bizse gidelim diyorduk. Tabi ki bırakmadılar. Böylece çekine çekine de olsa evlerinde misafir ettiler. Ertesi gün kahvaltıdan sonra vedalaşıp döndük.

Düşünüyorum da; iki taraf gerçekten büyük risk almış ancak Allah’a güvenerek hareket edince sonucu güzel oldu elhamdülillah.

Siz kendi değer yargılarınızla bu olayı eleştirebilirsiniz  çünkü cidden bu devirde birine güvenmek gözü karalık gerektiriyor. Yine de bazen güzel havanın içeriye dolması için pencereyi açma cesareti göstermek gerekiyor galiba.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Tatile Çıkmadan Önce başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong.
Instagram token error.