Bir garip yemek hikâyesi


 

Neymiş efendim; yeni gelenlerle adaylığı yeni kalkanlar eskilere yemek ısmarlayacakmış. Birileri kimseye sormadan bu fikri ortaya atmış, herkes de kabul etmiş. Bir tek ben kalmışım.

“Bana ne!” dedim ya. Yıllardır milletin adaylığı sessiz sedasız kalkarken bizimki neden tantanalı kalkıyor? Maksat okuldaki bütün öğretmenleri kaynaştırmak için yemek düzenlemekse bunun benzerini daha önce yaptık ve herkes cebinden ödedi parasını.

Yok arkadaş, ben bunun altında pek samimiyet göremedim. Hele ki herkesin içinde utandıralım da reddedemesin tarzında ve tepeden inme bir şekilde söylenince epey rahatsız oldum.

İşe yeni gelenlerin penceresinden bakarsak; adam yeni atanmış. Hiç bilmediği bir okula hiç bilmediği insanların arasına geleli henüz 3-4 gün olmuş. Daha ilk maaşını bile çekmeden sen adamı tanımadığı bir öğretmene yemek ısmarlamaya zorluyorsun.

İşte böyle başladı yemek muhabbeti. Söyleniş tarzı bazı arkadaşların (en başta da benim) hoşumuza gitmeyince yemek iptal olma noktasına geldi. Son anda idareci yaptığı hatanın farkına varıp söylemini değiştirince hep birlikte yemeğe gitmeye karar verdik.

İyi ki de gitmişiz. Bir-iki eksik dışında bütün arkadaşlar geldi. Çok güzel bir ortam oluştu. Herkes birbiriyle tanışma imkânı buldu.

Özellikle eşimin birlikte görev yaptığım arkadaşları tanımasını çok istiyordum. Fırsatı değerlendirmiş olduk.

Gittiğimiz lokantanın kamyoncu lokantası olması ve yemek başlamak üzereyken elektriğin gitmesi neşemize limon sıkamadı.

Yemek sonunda herkes kafeye gitmek istedi. Biz kafe ortamını sevmediğimiz için müsaade isteyerek evimize geldik.

Ne diyelim?

Bu yemek geçti, önümüzdeki yemeklere bakalım artık:)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Selma’nın oğlu Furkan başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

1 Yorum

  • Mehmet
    1 Ekim 2013 de 02:31

    Almanlar, bir soru sorulduğunda yada konu açmak istediğinde 3-4 saniye düşünürmüş. Acaba nasıl söylesem diye. Bu güzel davranışı bizim milletede aşılamamız gerekiyor

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.