Blogculukta Yeni Akım: Paravan Blogculuk


2009 yılından beri bloglarla içli dışlıyım. Bir yandan bloğumu yazarken diğer yandan başka bloglar arasında dolaşmayı, güzel bulduğum yazıları okuyup yorum bırakmayı hep sevmişimdir. Geçen beş yılda çok çeşitli bloglarla karşılaştım. Ama hepsinin ortak yönü ziyaretçi çekmek ve sonrasında bu ziyaretçileri paraya çevirmekti. İtiraf ediyorum, ziyaretçilerimin çoğalmasını ben de çok istiyorum ama bunu maddi kaygılar nedeniyle yapmıyorum. Verdiğim emeklerin karşılığında bir ziyaretçinin “eline sağlık” demesi beni motive etmeye yetiyor.

Dedim ya herkesin derdi ziyaretçi çekmek. Bunu da arama motorları sayesinde yapıyorlar. Çünkü kimse google’da bir şey ararken (mecbur kalmadıkça) üçüncü sayfadan öteye bakmaz. İlk sayfada ve ilk üç sırada yer almak herkesin en büyük arzusudur. Bu nedenle “SEO” ve “SEO uzmanı” kavramları ortaya çıkmıştır.

SEO; arama motoru optimizasyonu demektir. SEO uzmanını da şöyle özetleyebilirim: kendisine uzman diyen bazı insanlar çeşitli teknik (ve genellikle hileler)le sitenizi üst sıralara taşıyarak sizden para talep ederler.

Evet, SEO önemlidir. Hele hele ticaret sitesi sahibiyseniz rakiplerinizden bir adım önde olmanızı sağlar. Ama google da salak değildir. Sürekli geliştirdiği algoritmalarla hileye başvuranların oyunlarını boşa çıkartmaktadır. Bunun en güzel örneğini birkaç hafta önce gördük. Özellikle önemli maç günlerinde bomboş bir sayfayı “maç izle, canlı izle, şifresiz maç izle v.s” cümlelerle doldurup sonra binlerce ziyaretçiyi çeken sahtekar siteler Google tarafından panda algoritmasıyla arama sonuçlarından çıkarıldı. Hatta ülkemizin büyük haber siteleri de google’ın hışmına uğrayınca bütün boş sayfaları silip tekrar google’a başvuruda bulunmak zorunda kaldılar.

Bir diğer fake-nik (sahte teknik) ise yazıların içerisine sorular sokuşturmak. Çünkü yine google’ın bir önceki hummingbird algoritma güncellemesinde arama çubuğuna sorular yazarak daha iyi sonuçlar elde edilmesi amaçlandı. Buna örnek verecek olursak; “bu yazımda parayan blog nedir? sorusuna cevap vermeye çalıştım” şeklinde cümle kurup “paravan blog nedir?” cümlesini koyu yazıyorlar. Google da bu şekilde arama yapan birisinin karşısına bu yazıyı çıkartabiliyor. Ama eminim bu da yakında ellerinde patlayacaktır.

İşte bu fake-niklerden yeni keşfedileni de paravan blogculuk. Mesela; vinç kiralama üzerine bir siteniz var. Burada yaptığınız işi anlatan bir makaleyi blogculara veriyorsunuz. Bunlar da makaleyi yayınlarken çeşitli kelimelere link verip sitenize yönlendiriyorlar.

Normalde bir blogcu eğer o firmayı kullanıp memnun kaldıktan sonra içinden gelerek bu yazıyı yazmıyorsa ücret talep eder. Ama onun da kolayı bulunmuş. Siz bloğunuzu sosyal imleme sitelerine ekliyorsunuz. Amacınız; sitenize daha çok ziyaretçi gelmesi. Sonra size yöneticiden bir e-posta geliyor; “sana bir makale göndereyim, şu kelimeleri şu adrese link ver, karşılığında bloğunu üst sıralara taşıyayım”.

Herkesin günahı boynuna ama büyük ihtimal o yönetici link verilen sitenin sahibinden ücret alıyor. Site sahibi de bir sürü blogcuya para ödemektense bunu tek kişiye ödüyor. Alan memnun satan memnun. Ancak burada paravan olarak kullanılan blog sahipleri aldıkları ufacık bir menfaat karşılığında kendilerini kullandırmış oluyorlar.

SEO uzmanı arkadaşlar paravan blog açmayı, buralarda özgün yazılar yayınlamayı, ara sıra da makalelerde bazı kelimelere link vermeyi SEO açısından gerekli görmüşler. Bunun sahtekarlık olmadığını, google’ın bunu anlamadığını söylemişler. Belki şimdilik Google bunu anlamıyor. Ama bir sonraki algoritma güncellemesinde bunun da cortlamayacağının garantisi yok.

Peki, bunun yerine ne yapılabilir?

Uzun bir süredir bunun üzerine düşünüyorum. Ülkemizde blogculuk çoğunlukla hobi olarak yapılsa da giderek önem kazanıyor. Reklam alma ve ücretli tanıtım makalesi yayınlama dışında blog sahibinin gelir elde etmesi pek mümkün olmuyor.

Bu noktada aklıma firmaların paravan bloglarla işi yürütmek yerine bünyelerine gerçek blogcuları katması fikri geldi. Yani siz ürününüzü blogcuya denetiyorsunuz. Blogcu da o ürünlerle ilgili deneyimlerini bloğunda tarafsız bir gözle anlatıyor. Karşılığında da ücretsiz ürün veriyorsunuz.

Blogcunun tarafsız olması, firmaların blogları takip etmesi, bu olayın yaygınlaşması falan zor meseleler. Ama işin içine para girmediği için bir nebze yapılabilir gibi geliyor.

Bir kere de tutuldu mu, değmeyin blogcunun keyfine:)

Ya da firmalar ürünlerini kullanıp yazı yazan blogcuları rastgele olarak ödüllendirebilirler. Hangi blogcunun hangi yazıdan ödül kazanacağı belli olmayacağı için objektif olmak zorunda kalırlar.

Aha da sana dipnot: Tabi bunların olabilmesi için öncelikle blog okuma, blog takip etme kültürünün oluşması gerekiyor. En iyisi siz bunlar oluşana kadar orijinal içeriğe yönelin. Çünkü kopya içeriği Google eninde sonunda fark eder. Google fark etmese Allah görüyor. Kimsenin emeğini çalmayın. Bu da bir nevi kul hakkıdır.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 7. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

6 yorum

  • Reyhan
    28 Ekim 2014 de 11:42

    Benim takip ettiğim kitap bloglarında şöyle bir şey var mesela; kitap bedava olarak o kişiye yollanıyor(veya yayınevi kitap yolluyor), blog yazarı o kitabi okuyor, yorumluyor, sitesinde yayınlıyor. Veya yeni çıkan bir kitap mesela, 5-10 tane yolluyor, blog üzerinden takipçileri arasından (veya daha çok İnat ayran üzerinden) çekiliş yapılıyor, haliyle bedavanın çekiciliği burada da çekiyor insani,insanlar katılıyor aynı zamanda kitabın tanıtımı da,bloğun tanıtımı da yapılıyor. Gayet mantıklı,karşılıklı çıkar ilişkisi.

  • Halil İbrahim
    28 Ekim 2014 de 12:25

    Aslında en büyük hırsılık emek hırsızlığıdır ama hırsızlık artık ülkemizde normal görülmeye başlayınca emek verilen yazıları kopyalayıp yapıştırmakta hırsızlık sayılmıyor.

  • Tamer Arslan
    29 Ekim 2014 de 00:21

    Teşekkürler iyi bir konuya değinmişsiniz. Özellikle son paragrafın son cümlesi benimle de ilgili. “Siz yorum yazdıkça benim de daha fazla yazı yazma arzum oluşuyor.” Like veya yorumlar insanı motive ediyor, daha çok yazma isteği uyandırıyor.

  • suat saygin
    7 Kasım 2014 de 22:45

    Yurtdışında blog sahiplerine bizden daha fazla değer verildiğini okumuştum. İyi bir blog sitesinin bir ürün hakkında yapacağı yorum, birçok insanı etkiliyormuş. Burada olur mu bilemem ama şirketlerin nitelikli bloglara bu yönden bakmasında fayda var.

  • Elif Ozgecan Celik
    24 Şubat 2015 de 16:54

    Yurtdisinda oldugu gibi Turkiye’de de firmalarin artik bloglari yakindan takip etmesi, pazarlama butceleri kapsaminda bloggerlarla isbirlikleri yapmasi ve orjinal ve objektif icerik ureten bloglarla calismalari gerekli kesinlikle… Moda-yemek-mekan elestirisi uclusunun disina da cikilmasinin zamani kesinlikle geldi bana kalirsa 🙂

  • murat
    28 Temmuz 2015 de 12:19

    Beceremedim kendi bloğumda yönlendirme yapamadım oluyor fakat sayfa yenilemede kayboluyor herşey.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.