Tarama kategorisi Denemelerim

Yılların Sevgisizi


Yıllarca… Ama 30 yıl falan… Size sevilmediğinizi, sevilmeye layık olmadığınızı, değmediğinizi, mecburen sevildiğinizi söylese veya hissettirse… Ne düşünürdünüz? Taşlaşmaz mıydı hisseden yerleriniz? Kabuklanmaz mıydı kanayan yüreğiniz? Katman katman olmaz mıydı bu kabuklar? İçinizdeki cılız bir ses “ben aslında böyle biri değilim” diye isyan ederken siz olmadığınız biri gibi davranmaya başlamaz mıydınız? Maskeler takıp rollere bürünmez

Dost kimdir? Nasıl olmalıdır?


Birçok defa duyduğunuz, okuduğunuz bu tarz yazılara bir tane de ben ekleyeyim dedim. Okumaktan bıkmazsanız size çok şey katacağıma eminim. Dost kavramı bana göre çok farklı bir yerdedir. Arkadaş desen değil, kardeş desen değil, sırdaş desen değil, sevgili desen hiç değil. Ama yerine göre bunların hepsinin yerine geçebilecek şiddette ve samimiyette birisidir. Dost; tepkimeye giren,

Mutluluk Meselesi


Mutluluk nedir? İnsan neyle ya da kimle mutlu olur? Neden ömür boyu mutluluğu arar durur? Mutlu olmak mı yoksa mutluluğu aramak mı daha güzel? Son günlerde bunun gibi çok fazla soru dolanıyor zihnimde. Cevabını bulamadığım ve bulamadıkça boğulduğum sorular. Mesela ne ki mutluluk? İyi hissetmek mi? Sürekli gülmek mi? Sevdiklerinle birlikte zaman geçirmek mi? Çok

İkilemlerimin ikisi


Şu hayatta benim kadar ikilem yaşayan, benim kadar kararsız kalan başka birisi var mıdır acaba. Konu ne olursa olsun seçenekleri en fazla ikiye kadar düşürebiliyorum. Sonra başlıyorum kıvranmaya. Hani demişler ya “en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” diye, kesinlikle doğru. Neyse ki büyümemin (ve yaşlanmamın) verdiği olgunlukla yavaş yavaş bu kararsızlık dolu ikilemlerimden iki tanesini

Yoruluyorum!


Öyle böyle değil ama… 18 Eylül’de kardeşimi evlendirdiğimiz günden beri hayatım tavşan peşinde koşan tazı gibi soluk soluğa koşturmaca geçiyor. Ha, Evet; Merhaba yeniden! Uzun bir aradan sonra blog yazmaya geri döndüm. Hem okuyucularımla hasbihal edeyim hem de bloğu boş bırakmayayım diye kağıt kaleme (klavyeye) sarıldım. Yazın herhangi bir yere gidemediğimiz için komple sıkılmaca geçti.

Sarı karpuz yediniz mi hiç?


Yıllar yıllar önceydi. Hatta çocukluğumun en eski anılarından biridir. Tarlamızın içinde öğüt suyu belirmiş ve bu su sayesinde kavun karpuz ekmiştik. Meşe ağacının gölgesinde elimde küçük ama lezzetli bir karpuz yediğimi hatırlıyorum. Bu karpuzun rengi nasıldı bilin bakalım? Evet, bildiniz; sarı karpuz! Bu olay 25 yıl kadar önce olmuştu sanırım. O yıldan sonra sarı karpuzu

Phubber’mışız da haberimiz yokmuş!


“Siz phubber mısınız?” diye sorsam birçoğunuz “ne diyor la bu?” der içinden. Ama ben size söyleyeyim %99 ihtimal siz de bir phubber’sınız. Şöyle ki; phubbing kelimesi phone (telefon) ve snubbing (hor görmek, umursamamak) kelimelerinin karıştırılmasıyla oluşturulup 2013 yılında piyasaya çıkarılmış bir kelime. Türkçe anlamı “telefonla meşgul olup karşındakini umursamamak” şeklinde açıklanabilir. Amerikalılar gibi kelimeleri birbirine

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.