Çocuğun yetişmesinde dede ve ninelerin rolü


 

Ülkemiz son 20 yıldır geniş aile yapısından çekirdek aileye geçiş süreci yaşıyor. Çekirdek ailede ise dede ve ninelere yer olmadığı için bu insanlar toplumun dışına itiliyor maalesef.

Aslında bu söylediklerim basit bir olay değil. İşin içine ana-baba hakkı, çocuk eğitimi, ekonomik kayıplar, toplumsal erozyon gibi birçok konu dâhil oluyor. Hepsini geniş geniş açıklamam mümkün değil. Ama kısaca değinmek istiyorum. Çünkü özellikle çocuk eğitiminde dede ve ninelerin büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum.

Evlenme çağındaki gençler konuşmaya başlayınca birbirlerine ilk şartı “annen ve babandan ayrı bir evde yaşayalım” oluyor. Tabi ki evlilikle birlikte yeni bir yuva yeni bir ev kuruluyor ama bu evler ana-babalar için yasaklı oluyor. Yıllarca emek verdikleri evlatlarının evlerine yalnızca misafir olarak gidebilen ebeveynlerin doğal olarak iç dünyaları yıkılıyor. Buna rağmen evlatları mutlu olsun diye seslerini çıkarmamayı tercih ediyorlar.

Soruyorum sizlere; Kuran-ı Kerimde “öf” demenin bile yasaklandığı ebeveynlere yapılan bu muameleden Rabbimiz razı olur mu?

Evlatların bu durumda maddi ve manevi iki kaybı var: anne-babasının rızasını kaybetmek, kendi çocuklarını layıkıyla yetiştirememek.

Kadınların da iş dünyasında erkeklerle başabaş yer almasıyla birlikte çocuk yapmaya, çocuk yetiştirmeye fırsat kalmıyor. Neslimiz kurumasın diyerek zar zor bir çocuk yapanlar ise gözlerinde TL işaretleriyle harıl harıl çalışırken dünyaya getirdikleri yavrunun ne halde olduğunu göremiyorlar. Eskiden dede-ninelerin yaptığı görevi artık parayla tutulan bakıcılar ve televizyon yapıyor. Zaten parayla tutulan bakıcılar bir süre sonra çocuklara zarar vermeye başlıyor. Çünkü kendi anne babasının uğraşmayıp bakıcıya bıraktığı bir çocuğa bakıcı ne kadar sabreder? Ne kadar emek verir? Ne kadar ilgilenir? Televizyonun karşısında büyüyen çocukların da zombiye dönüştüğünü tekrar tekrar söylemeye gerek yok bence.

İşte tam bu noktada dede ve ninelerin önemi bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü dedelerin ve ninelerin bıraktığı boşluğu hiçbir kreş, anaokulu ve başka kişi ve kurumlar dolduramaz. Nitekim dedelerin, ninelerin, artık eskisi gibi torunlarıyla birlikte olamadığı günümüzde terbiye ve eğitim konuları iyiden iyiye zorlaşmış durumdadır.

Anne babaların zaman ayıramadığı evlatlara dede ve nineler bolca zaman ayırabilir, anne babaların sevemediği evlatları dede ve nineler bolca sevebilir, anne babaların eğitemediği çocukları dede ve nineler çok kolay bir şekilde eğitebilir. Bolca tecrübeleri, geniş zamanları, kocaman yürekleri vardır ve bunları torunlarına vermekten hiç çekinmezler. Çocuklarla oyunlar oynarlar, onlara güzel hikâyeler anlatırlar, onlarla konuşurlar, en önemlisi de onları dinlerler. İşte bunlar çocuğun ahlaklı birey olarak yetişmesinde, çevresiyle sağlıklı iletişim kurabilmesinde gerekli olan davranışlardır.

Bu konuda Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin; “Dede ve ninenin 50-60 yıllık tecrübe bahçesinin kahramanları torunlar. Torun hata yapabilir, hata yapsa da yine o bahçenin kralları ve kraliçeleri. Çocuk dede ve ninesini sığınacağı bir liman şeklinde görüyor. İşte bu yapının çocuğun sosyal, psikolojik ve kültürel yapısının gelişiminde çok önemli etkileri var. Aslında dede ve nine sistemin vazgeçilmez değerlerindendir. Dolayısıyla bu iki önemli figürün aile dışında bırakılmaması gerekiyor” diyor.

Gerekli gereksiz bir sürü eşyanın sığdığı evlerimize maalesef dede ve nineleri sığdıramıyoruz. Bunun en önemli sebebi de tahammülsüzlük. Eşimize ve çocuğumuza tahammül edemiyoruz ki ana babamıza tahammül edebilelim. Hâlbuki onlar yanımızda olsalar tüm zorluklar kolay gelir. Onların dualarını alırız işlerimiz rast gider. Çocuklarımızı gönül rahatlığı içinde onlara teslim edebiliriz. Yaşlılara devlet tarafından maaş verilir ki bu da bir ailenin geçimine katkı sağlayabilir. İşe salt maddi açıdan baksak bile zarar değil kâr ederiz. Ayrıca onlardan gelen zorluklara tahammül ettiğimizde cenneti bile kazanabiliriz.

Giderek yaşlandığımız giderek Avrupa’nın berbat haline benzediğimiz şu günlerde Müslüman olduğumuzu hatırlayıp farzlara, sünnetlere ve güzel adetlere sarılarak özümüze dönmemiz gerekiyor. Toplumsal erozyonun zirveye çıktığı günümüzde başımıza belalar gelmeden önce titreyip kendimize gelmeli ve büyüklerimize hak ettikleri değeri vermeliyiz.

Son söz: “Rabbin yalnız kendisine tapmayı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı “Öf” bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin. “Onlara acıyarak alçak gönüllük kanatlarını ger ve: “Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri için sende onlara merhamet et !” de. “İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, kendine başvuranları bağışlar. (isra, 23-25)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Yeğenimden öğrendiğim 10 hayat dersi başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

1 Yorum

  • çotanak28
    9 Aralık 2013 de 23:50

    abi çok güzel bi olaya parmak basmışsın..yüreğine sağlık..ayrıca hocamın fikirleriyle yazını süslemende ayrı bi hoş olmuş ..

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.