Çok Uzaklarda


Kahvesinden bir yudum daha aldı. O kadar dalgındı ki arkadaşının neden bahsettiğini bile bilmiyordu. Oturdukları kafe sahilde olduğu için deniz neredeyse ayaklarının dibine kadar geliyordu. Ama bu deniz onun alışık olduğu deniz gibi hırçın değildi. Uyuşuk bir kedi gibi sürtünüyordu kumlara.

Daha bir sene bile olmamıştı ailesinden ayrılalı. Dile kolay, tam 23 sene ailesinin dizinin dibinden ayrılmamış, sırf başka şehre gitmemek için babasının isteğiyle bulunduğu şehrin üniversitesinde okumuştu.

Okurken, mezun olunca rahatlayacağını düşünüyordu. Dünyadaki tek derdin sınavlar olduğunu sanıyor, öyle olmasını umuyordu. Bazı arkadaşları asıl dertlerin okul bittikten sonra başlayacağını söylese de o kulağını tıkamıştı bunlara.

Sonra hayat o arkadaşlarını haklı çıkarmış ve mezuniyet, başta babası olmak üzere bir sürü sorunu beraberinde getirmişti.

O babası yok mu o babası… Aslında canından çok seviyordu babasını ama evdeki tek otorite olmasını kabullenemiyordu. Büyümüştü. Ayaklarının üzerinde durmak istiyordu. Ama buna babası müsaade etmiyordu.

Bir yandan babasının kpss çalışması için yaptığı baskılar, bir yandan güzel bir bölüm bitirdiği halde mesleğini yapamamanın verdiği huzursuzluk, bir başka yandan konu komşunun “evlendirme” çalışmalarına başlaması ağzına kadar doldurmuştu onu. Sırf bu nedenle uzaklaşmak istiyordu. Kaçıp kurtulmayı tek çare görüyordu.

Evdeki tartışmalardan kurtulsun da gerisi önemli değildi. Sırf bu nedenle yaşadığı şehirden gelen iş teklifini arkadaşına devretmiş, ta buralara kadar gelmişti. Gelmişti de iyi mi etmişti, orasını bilemiyordu.

Bu şehirde de abisinin yanında yaşıyordu. Yine babası son sözü söylemiş ve arkadaşıyla ayrı eve çıkmasına müsaade etmemişti. “Ah babacığım ah” diye geçirdi içinden. Abisi de olsa hiç rahat edememişti. Zaten yaşadığı şehri de beğenmiyordu. Ne yeşillikti ne yağmurluydu ne de hayal ettiği gibiydi. Bir yıl önce kaçarcasına çıktığı şehri, ailesini, arkadaş çevresini, yeşilliği, yağmuru, sisi hatta soğuğu bile özlüyordu.

İş dünyası da beklediği gibi çıkmamıştı, uzaklarda yaşamak da… Ayağının dibine kadar gelen uyuşuk denize baktı tiksintiyle. “Sen de deniz misin be, hatta siz insan mısınız” diye haykırmak istiyordu çevresine.

Bir yıl önce doğduğu şehrin sahilinde çay içerken yine böyle denize bakıp “kaçacağım senden” demek geçmişti içinden. Aklına gelince utandı. Sonra eskisi gibi çay içmediğini, artık kahveden hoşlandığını fark etti. “Çayın kalabalıkla arası iyidir, kahve ise yalnızlık ister” demişti bir arkadaşı. Ne kadar doğruymuş meğer. Kalabalıklar içinde yalnızlık çekiyordu.

Arkadaşı ise durmadan anlatıyordu. “Bu kadar konuşacak şeyi nereden buluyor acaba” diye düşündü. Bazen dinliyormuş gibi kafa sallaması da olmasa hiç hareket etmeyecekti. Donuk bir şekilde baktığı deniz de onu dinlemiyordu zaten. Onun sessiz çığlıklarını duymazdan geliyor gibiydi. Hala sıcak, hala uyuşuk, hala umursamazdı dalgaları.

Denizin ötesini görmek ister gibi yavaşça kaldırdı boynunu. Sanki ailesi diğer taraftan ona bakıyor gibi, sanki onları görmek ister gibi uzattı başını.

Ve aklına aradaki binlerce kilometre geldi. “Bu sular bizim sahilden geliyor. Aylar önce de olsa memleketimden geçmiştir” diye düşünerek elini uzattı gelen dalgaya. Bir avuç su alıp burnuna götürdü. Tanıdık bir koku, tanıdık bir his arar gibiydi.

Nereden gelirse gelsin buraya geldiğinde çok değişmişti sular. Tıpkı gelen insanlar gibi…

Hırsla suyu yere serpti.

Anlamıştı; memleketi artık çok uzaklardaydı.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Dünyanın en zor işi başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Dilenci

Martı ile Buzdağı

1 Yorum

  • Mehmet CABAR
    28 Nisan 2014 de 15:36

    Bu yazı harika olmuş demek istiyorum çünkü kim olduğunu bildiğim birinin hayatı. Hikayeleştirme biçiminizde gerçekten güzel. Tebrik ederim.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.