Dilenci


Sıcak bir yaz günü…

Havanın berraklığı Selami Beyin karnını acıktırmıştır. Sağına soluna bir lokanta bulabilmek amacıyla bakınırken yüz metre ileride lokanta tabelasını görünce gözleri parlar.

Hızlı adımlarla ilerleyerek lokantaya yaklaşır. Kapıdaki menü tablosundaki yemeklerin ismini okuyunca açlığı iki kat artar. Tabelasında Kanaat Lokantası yazan bu sevimli dükkânın kapısındaki metal zili şıngırdatarak içeriye girer.

Alelacele menüden birkaç yemek sipariş eder ve iştahla yemeye başlar. Diğer masalarda da birkaç kişi karnını doyurmakla meşguldür. O esnada kapının metal zili tekrar şıngırdar ve içeriye pejmürde kılıklı bir dilenci girer. Bir elinde plastik bir kap tutarak usul usul masaları dolaşıp dilenmeye başlar. Selami beyin yanına yaklaşırken Selami Bey cüzdanına davranır. Adamın içler acısı hali yüreğini burkmuştur.

Ancak bağıra çağıra yanlarına gelen kel ve göbekli lokanta sahibi dilencinin kolundan tuttuğu gibi dilenciyi dışarıya sürüklemeye başlar. Selami Beyin yüreği o an cız eder. Olaya müdahale etmeye çalışır ancak lokanta sahibi “beyefendi lütfen siz yemeğinize devam edin, ben ne yaptığımın farkındayım” diyerek karıştırmaz. Lokanta sahibi “kaç kere söyledim sana buraya gelme diye, illaki dövelim mi yoksa sövelim mi, git başka yerde dilen” diyerek adamı kapı dışı eder.

Selami Bey mesele uzamasın diye çok sesini çıkarmaz ancak yapılan muamele rahatsız etmiştir. Yemeği biter bitmez soluğu kel ve göbekli adamın yanında alır. Neden bu kadar sert davrandığını sorduğunda hiç beklemediği bir cevapla karşılaşır.

Lokanta sahibi Selami Beye bir çay söyler ve anlatmaya başlar:

-Beyim, ben bugünlere kolay gelmedim. Birkaç yıl öncesine kadar ben de dileniyordum. Tam on sekiz yıl yaz-kış demeden dilendim. Topladığım bütün paraları götürdüm bankaya yatırdım. Şu karşıda gördüğün beş katlı iş hanını ve bu lokantayı satın aldım.

Bu adamı ilk gördüğümde senin gibi benim de içim acıdı. Oturttum, karnını doyurdum, çay ısmarladım ve biraz konuştuk. Meğer beş yıldır dilencilik yapıyormuş. Peki, ne kadar para biriktirdin beş yılda dediğimde sırıtarak “ben para biriktirmem, topladığım paraları o gün meyhanede kadınlarla yerim” deyince kan beynime sıçradı. O öfkeyle adamı bir güzel patakladım ve dükkândan kovdum. Ama yüzsüz adam hala zaman zaman geliyor.

Duydukları karşısında şaşkına dönen Selami Bey şaşkınlık içinde usulca yerinden kalkıp hesabı öder. Lakin günlerce bu olay zihnini meşgul eder.

Bir yanda dilenerek iş hanı alan adam diğer yanda dilendiği paraları meyhanede yiyen bir serseri ve son olarak olayların arka yüzünü bilmeden saf saf dilencilere yardım etmeye çalışan masum insanlar…

Hangisine şaşırması gerektiğini bir türlü kestiremez.

NOT: Olay yaşanmış bir olayın ilk ağızdan dinlenmesiyle hikâyeleştirilmiştir.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Martı ile Buzdağı başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Martı ile Buzdağı

Klavye Kabadayısı

3 yorum

  • Elanur
    4 Eylül 2017 de 11:35

    Vay be ne insanlar ver hocam ellerinize sağlık güzel bir hikaye

  • _esramuallime_(esra oktar)
    6 Ekim 2017 de 16:44

    Gerçekten ilginc ve yaşanmış olması daha da ilginç

  • Tosmakangel
    7 Ekim 2017 de 11:41

    Bu farkındalık sebebi ile ben de dilenenlere acıyamıyorum. Öğretmen olduğum için zor durumda olan öğrencilerime ve sokak hayvanlarına faydalı olmaya çalışıyorum.

Yorum Bırakabilirsiniz

Son Yorumlar

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.