Gericilik nedir? Ne değildir?


Yüce Türk milleti 751 yılındaki Talas Savaşı’nda Araplardan yardım isteyip başının ezeli belası Çinlilere haddini bildirdikten sonra Araplarla dost olmuş, onlardan İslamiyet’i öğrendikten sonra kendi yaşam biçimlerine yakın bularak kolayca Müslümanlığa geçiş yapmıştır. Bunu ilkokuldan beri bütün tarih kitaplarında okumuşuzdur.

İslamiyetten önce Kut geleneği (yani GökTanrı’dan kaynaklanan kutsal enerji) gereği Türk Kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın Kağanı olduğuna inanıp fetihlerini de bu yönde yaparlarken İslamiyet’in Cihad emrini öğrenerek bunu kendi içlerinde Gaza geleneği haline getirmişlerdir. Bu geleneğe göre Türkler kendilerini İslamiyet’in koruyucusu olarak görmüşler ve daha önceki cihan hâkimiyeti düşüncelerini “İslamiyet’i cihana yaymak” şeklinde değiştirmişlerdir.

Aslında bu Türklerin yaptığı bir şey değildir. Bu Rabbimizin Türk milletine bir armağanıdır.

İyi de niçin bu görev Türk milletine verilmiştir?

Bunu bilemiyoruz ancak Sultan Alparslan’ın “Biz Türkler temiz Müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı” sözü bize biraz olsun fikir vermektedir.

Nedir?

Peki, gericilik nedir ve olayla ne alakası vardır?

Osmanlı 600 yıl boyunca gaza ve cihat anlayışıyla hareket etmiş ve İslamiyet’i bütün dünyaya yaymaya çalışmıştır. Ancak her devlet gibi zamanla zayıflamıştır. Bu zayıflama üzerine insaf ve vicdan sahibi devlet adamları kafa yorarak çareler aramıştır. Bu çarelerden birisi olarak Avrupa’ya öğrenciler gönderilip oralardaki ilmi ve fenni almaları beklenirken bizim elemanlar gidip oranın geleneklerini, adetlerini, giyim tarzlarını ve fikirlerini benimseyip ülkelerine dönmüşler. Yıllardır Osmanlının tokadını yiyen ve kuyruk acısı olan bu devletler intikamını öyle sessiz öyle derinden almıştır ki acısı şu an bile bitmemiştir. Gelen öğrencilere tahsis edilen özel adamlar bir taraftan gözlerini boyarken diğer taraftan bu gerilemenin İslamiyet’ten kaynaklandığı fikrini beyinlerine sokmuşlardır.

Bunun neticesinde bu öğrenciler ülkelerine dönünce çıktıkları yumurtanın kabuğunu beğenmeyerek insanları, yaşayış tarzlarını ve İslamiyet’i aşağılamaya başlamışlardır.

Velhasılı kelam, sonuçta devlet yıkılıp yenisi kurulunca doğu ile bütün bağları koparıp yönümüzü tamamen batıya çevirmeyi yeğlemişiz. Bunu yapmak için de inkılap inkılap üstüne…

Bu arada birileri koşar adım batıya giderken birileri de durup düşünmüş, gidişatın iyiye olmadığını fark ederek o tarafa gitmemeyi seçmiştir. Önden önden koşanlar şöyle bir geriye dönüp bakınca herkesin onları takip etmediklerini görüp onlara kızmışlar. Hani Dünya yuvarlaktır, bir yerden başlayıp tam tur dönersen yine başladığın noktaya gelirsin ya, bu insanlar da İslamdan önceki hayatın başlangıç olduğunu anlamayıp bitiş çizgisi sanmışlar ve kendilerini takip etmeyenleri geride kalmış zannederek “gerici” demeyi seçmişlerdir.

Daha farklı bir örnekle açıklamaya çalışayım:

Teşbihte hata olursa Allah affetsin, İslamiyet bir insanın üzerine cuk oturan, onu çalışmaya, güzel yaşamaya teşvik eden, aynı zamanda üzerinde bulunduğu insanın şerefini yükselten birinci kalite, markalı bir giysi olsun.

Yüzyıllar boyunca milletimiz bu giysiyi üzerinde gururla taşımış ancak ateşten uzaklaşan insanların üşüdüğü gibi zaman geçtikçe yeni gelen insanlar bu giysinin kullanım kılavuzuna uymakta gevşeklik göstermiş, tembellikleri yüzünden hor kullanmış, üzerine her türlü lekeyi bulaştırmışlar. Zaman zaman da birileri çıkıp ben bu giysiyi temizleyeceğim diyerek üzerine çamaşır suyu dökmüş, birileri çıkıp ben bu giysiyi onaracağım diyerek elindeki keskin makasla delik deşik etmiş. (Aslında bu yaptıkları kumaşın kalitesine bir zarar vermediği gibi kumaşın da kötü olduğu anlamına gelmez. Tamamen kullanıcı hatası yani.)

Hani bir efsane vardır: bir Türk Ferrari satın alır ve tüp taktırır. Bunu duyan Ferrari markası hemen adamın parasını iade edip arabasını geri alır. Gerçek midir değil midir bilinmez ama eğer adamlar bunu yapmamış olsaydı “Ferrari” dendiğinde ağzımızın suyu akmayacaktı.

Aynı bu olaydaki gibi Türk milletine bu giysiyi ücretsiz olarak veren Yüce El, karşılık olarak onu canı pahasına korumasını istemiş, yapılan bütün yanlışlara rağmen elinden almamıştır.

Zaman içinde yıpranan bu elbiseyi gören başka milletler “bu elbise ağırlık yapıyor, bu elbise yüzünden geri kaldınız, bu elbiseyi çıkarıp çıplak olursanız daha hızlı ilerlersiniz” telkinleriyle milletimizi ikna etmeyi başarmışlar ve yavaş yavaş çıkarttırmışlardır.

Ancak herkese değil!

Milletimizin insaflı ve vicdanlı evlatları yapılan hatayı fark edip üzerlerindeki giysiyi tüm zorlamalara rağmen çıkarmayı reddederek çıplaklığa meydan okumuştur.

Ve yine aynı kişiler insanlığın cehenneme sel gibi aktığı bu yarışta önde olmayı reddedip bu sürünün arkasında kalmayı seçmiştir.

Üzerindeki iman elbisesini bir çırpıda çıkaranlar bunun bir yarış olduğunu, bu kişilerin geride olduğunu zannederek onlara “gerici” ismini reva görmüşlerdir. Hatta bununla yetinmeyip yokuş çıkan merkebin gaz çıkardığı gibi zaman zaman ağızlarına gelen pisliği püskürterek daha hızlı gideceklerini sanmışlardır.

Ne değildir?

En başta bu bir medeniyet yarışı değildir (cehenneme kütük olma yarışıdır). Gericilik de medeniyeti bırakıp ilkelliği tercih etmek değildir. Sizin gerici dediğiniz insanlar da sandığınız gibi aptal ya da koyun değil bilakis sizlerden daha zeki, daha çalışkan ve daha ahlaklıdırlar. Ancak zaman zaman silkinip üzerlerindeki ölü toprağını atmaları gerekmektedir.

Ve son olarak gericilik sizin sandığınız gibi ülkeyi yıkıp yerine başka devlet kurmak, bir hayatı zorla benimsetmek değildir. Bunu siz zaten denediniz ve başaramadınız. Aynısını denemek mantığa ve hoşgörüye uymaz.

Şunu bilin ki sizin yaptığınız: yaşadığınız ahlaksız yaşamın birileri tarafından elinizden alınması korkusundan kaynaklanan ümitsiz ciyaklamalardır.

Sürç-i lisan yaptıysak affola!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Şelleklenmeyin! başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

6 yorum

  • Vural Egemen
    16 Nisan 2014 de 08:50

    Güzel örnekler vardı. Teşekkürler..

  • Telafer
    16 Nisan 2014 de 18:05

    Hocam öncelikle tebrik ederim, böyle bir yazı kaleme aldığınız için.Gayet akıcı bir üslupla anlatmışsınız. Müsaadenizle bir sorum olacaktı.Acaba Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin hepsi yanlış yollara sapmış mıdır? Aralarında milletin bekası için çalışmalarda bulunanlarda var mıdır? İsim olarak belirtirseniz memnun olurum.Sağlıcakla kalın..

  • GÖKTÜRK
    16 Nisan 2014 de 21:35

    İlericiyim diyenler ne kadar ilerde, gerici dedikleri ne kadar geride. Belki de onlar ileride olduklarını sanıyorlar. Belki de geride dedikleri tur bindirmiştir. 🙂

  • bilgfildiz
    17 Nisan 2014 de 15:31

    çok beğendim bu yazıyı. teşbihler mükemmel olmuş bence. şimdi bunu ilericilerden biri okusa “bö bö bö bööö” derdi sanırım 😀
    eline yüreğine sağlık abi.

  • mehmet16
    23 Mart 2015 de 09:31

    Ne güzel cümleler var makalenin içinde. Aslında gericilerdekendi arasında ikiye ayrılıyor. mesela çağdaş gericiler olduğu gibi taaa gerici olanlarda var .
    Güzel benzetmeler, güzel yazı

  • murtaza
    23 Mart 2015 de 09:33

    “Sultan Alparslan’ın “Biz Türkler temiz Müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı” sözü” ne güzel bir pusula değil mi?
    Güzel benzetmeler var ama ben bunu beğendim. Teşekkürler

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.