İki resim arasındaki 7 fark


(bir deli adayının monologları volüm 1)

-Hangi iki resim? Blogda resim mi var? Sen üç yıl önce farklılık olsun ve yazılara odaklanılsın diye resim koymamıştın, hatırlasana.

-Sahi ya, resim yoktu. O zaman bu başlık nereden çıktı?

-Dur anlatayım ben sana. İki gün önce fotoğraflarımı karıştırırken altı sene önceki vesikalık fotoğrafım elime geçti. Hemen yanında da geçen seneden kalma bir fotoğraf vardı. İkisini yan yana koyup şöyle bir baktım. Dayanamadım bir de tanıdığım birisine gösterdim. Önce altı sene öncekini verdim ve yaşımı tahmin etmesini istedim. “14 ya da 15, bilemedin 17” demez mi! Son fotoğrafı göstermeme bile gerek kalmadı. Üniversiteyi bitirdiğim yıl çektirdiğim, ıslayıp geriye doğru taradığım saçımı, ela gözlerimi ve zayıf vücudumu ortaya çıkaran fotoğrafta öylesine genç görünüyordum ki… Bir de son halime baktım: kilo almışım, saçlar serbest stil güreşiyor, gözlüklü ve göbekliyim. Allah’tan kel değilim. Yoksa orta yaş krizine gireceğim:)

Altı senede insan bu kadar mı değişir demeye kalmadı, yaşadığım sıkıntılar gözümün önünden lunaparktaki hızlı trenler gibi geçiverdi. Atom bombasından sonra Japonya bile iyi toparlandı aslında. Ben onlar kadar yapamamışım. Ama bombanın atıldığı yerlerde hala ot bile bitmediği düşünülürse yine de halime binlerce hamd olsun.

-Vay arkadaş, başta ülkemiz olmak üzere bütün dünya savaş çığlıklarıyla yankılanırken sen bunu mu kafana taktın? Bırak ya. İşin gücün yok mu senin?

-Sen de bilirsin eğitimde savunma mekanizmaları vardır. İnsanoğlu türlü bahaneler üretir. Sırf benliği sağlıklı kalsın, akli dengesi bozulmasın diye. Benimki de aslında o tarz bir şey. Duvarlar örüyorum zihnimin etrafına. Ucundan kenarından internet sayesinde elbette gündemi takip ediyorum. Takip ettiğim kadarı bile yıpratıyor zihnimi. Ben de dikkatimi farklı yönlere kaydırıyorum. Görmezden geliyorum. Yok sayıyorum. Düzelteyim desem gücüm yetmiyor. Bari yapabileceğim şeylere odaklanayım diyorum.

Son zamanlarda bir de yaşlılık psikolojisi çöktü üzerime. Birçok yaşıtım arkasına “anne baba desteği” isimli roketleri takıp jet hızıyla hayat yolunda ilerlerken ben önce biraz oyalandım, sonra da tabanvaylarla adım adım yola koyuldum. Epey yol kat ettim tabi. Bu esnada yaşım da epey ilerledi. Annem babamdan Rabbim milyon kez razı olsun. Ellerinden gelenin fazlasını yaptılar. Ancak, zaten kısıtlı olan imkânları kardeşler arasında da taksim edince kişi başına düşen Gayri Safi Ailevi Hâsıla miktarı az oldu.  Doğal olarak kendi ayaklarımın üzerinde durup kendi yolumda ilerlemeyi seçtim.

Hasılı kelam, iki resmim arasında yedi değil tek bir fark var aslında; hayatın yükü omzuma binmiş, bu da beni biraz çökertmiş. Özellikle son bir yıldır yoğun bir toparlanma sürecine girdiğimi de belirtmeden geçmeyeyim.

Şunu da dip not olarak ekleyeyim ki; korkum yaşlanmak ya da ölmek değil,diğer insanlardan geride kalmak ve hayatımdaki eksik parçaları tamamlayamadan hayata veda etmektir.

Bilmem anlatbildim mi?

-O zaman bu yazıyı neden yazdın?

-Bırakalım ona da okuyucular karar versin:)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Dilime Dolananlar 9 başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

2 yorum

  • Hanım Kız
    30 Eylül 2014 de 02:33

    Nasıl ki bir cam ateşte yanmadan şekil alamazsa, insan da yaşamadan olgunlaşamaz… Ayrıca taze fidan güzeldir ama gidip koca çınarın gölgesinde oturulur 🙂

    • cem
      30 Eylül 2014 de 10:03

      Teşekkür ederim:)

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.