İlk deniz tatilimiz: Palamutbükü ve Akyaka


Yine uzun zamandır boşladığım bloğumu ele almanın zamanı geldi. Bu sene bir karar alıp ne pahasına olursa olsun deniz tatili yapmaya karar verdiğim için aylar öncesinden tüm arkadaşlarımla konuştum. İçlerinden birisi birlikte tatil yapma fikrine yeşil ışık yapınca planlar yaptık ve yazı beklemeye başladık.

Yaz gelmesine geldi ama arkadaşımın bebeği olacağı için planlar iptal oldu. Ben de kendi başımıza da olsa ailemle bu tatili yapmaya karar verdim. İnternetten yaptığım ufak bir araştırmayla Palamutbükü, Akyaka ve Milas’ta apartlar ayarladım. Niyetim ikişer gece buralarda kalıp dönmekti.

Daha önce bırakın deniz tatilini, apartta kalmayı falan; hiç tatil yapmamış birileri olarak ailecek çok acemiydik. Hazırlıkları bitirip Google Navigasyon öncülüğünde bismillah diyerek yola çıktık.

Öncelikle Denizli’de aracımız ufak bir arıza yaptığı için üç saat kaybettik. Doğal olarak hava iyice ısındı ve öğle sıcağında yola devam ettik. Gökova Körfezi’ne kadar gayet güzel geldik. Oradan öteye geçmemeyi düşündük ama önümüzde 84km yol kalmıştı. Benim için 84 km bir saat bile sürmeyecek bir yoldu. Nereden bileyim gideceğim yolun kıvrım kıvrım ve yokuş olduğunu. 40 derecenin üzerindeki sıcaklıkta, erimiş asfaltın gitmememiz için yalvarsa da, hayat önümüze sürekli geri dönmemiz için yokuşlar çıkarsa da ben kafaya koymuştum: Palamutbükü’ne varılacaktı. Ah bu benim inat damarım!

Zor bela Datça merkeze kadar vardığımızda önümüzde hala 15-20km kaldığını öğrenince benim de tüm hevesim kaçmıştı ama yola devam ettik. Saat 16:30 gibi Palamutbükü’ne ulaştık.

Part 1: Palamutbükü

Hemen önceden ayarlamış olduğum Ersu Apart’a varıp odamıza geçtik ama ben burnumdan soluyordum. Bilmeden, araştırmadan tatile çıkmanın bedeli fena bir yorgunluk olmuştu. O an geri dönüp gitmeyi bile düşündüm ama bir gececik dinlenip ertesi gün yola çıkmakta karar kıldık.

Mis kokulu çarşaflar içinde dinlenmiş bir gecenin ardından ertesi sabah hafif esintili ama pırıl pırıl bir Palamutbükü sabahı bizi karşıladı. Doğruca sahile gidip köylülerden temin ettiklerini bizzat gördüğümüz organik ürünler sunan, dört kız kardeşin işlettiği (ismi sanırım Meltem) kafede kahvaltımızı ettik. Kahvaltı ettiğimiz için kafeye ait şezlonglarda dinlenmeyi hak ettiğimiz söylenince doğruca oraya gittik. Bizim küçük adam deniz suyunun soğukluğu yüzünden cıngar çıkarınca denize girmeden sahilde yürüyüş yaptık. Muhteşem temizlikte sahili ve ışıl ışıl dibi görünen denizini izlemek bile geldiğimize değdiğini ispat etti aslında. Sonrasında eşimle mız mız oğlumu aparta geri götürüp yalnız başıma denize geri döndüm.

Şezlonglardan birisine yerleşip denize ufaktan girmeye başladım. Yüzme bilmeyişim, denizden korkuşum ve suyun soğukluğu sayesinde boyu geçmeyen yerlerde bir başıma cabul cubul oynadım işte. Sonrasında şezlongda biraz kitap okudum, biraz internete takıldım. Yorulunca da apartın yolunu tuttum.

İlk defa deniz gören masum köylü olarak elime yüzüme sürdüğüm güneş kremini vücudumun kalan yerlerine sürmeyi unuttuğum için o gün bir güzel amele yanığı olmuşum. Bir gece daha kalıp ya deniz turu ya da yakınlardaki Knidos antik şehrine gitmeyi planladık. Küçük çocukla saatlerce denizde olmak güç olabilir diyerek güneş batımına doğru Knidos’a gittik.

Ülkemizin en güney uçlarından birine kurulmuş antik kentte kelimelere dökmesi zor olan o güneşin batışını izledikten sonra tekrar badem ve zeytin ağaçlarının arasından geçen uçurum yoldan apartımıza döndük ve eşyalarımızı toparladık. Palamutbükü’ne bu senelik doymuştuk artık. Sırada Akyaka vardı. Sabah erkenden yola çıkıp 84km geri dönerek Akyaka’daki evimiz olan Şenol aparttaki odamıza yerleştik.

Part 2: Akyaka

Palamutbükü’ne göre daha canlı ve sevimli gelen Akyaka bize yine de çok sıkıcı geldi çünkü tatil kendi başına gidilecek bir yer değilmiş. O gün de Akyaka sahilinde suya girmeyi düşündük ama sahilin kalabalığı ve suyun pisliği yüzünden bundan vazgeçip Azmak nehri kenarında yürüyüş yaparak Akyaka meydanına doğru çıktık. Acaba geri evimize mi dönsek diye konuşmaya başlamıştık çünkü bu tatil hiç de hayal ettiğimiz gibi gitmiyordu.

Apart sahibimizin tavsiye ettiği iki-üç koydan en yakını olan Akbük koyunu hedefleyip ertesi günü gitmeye karar verdik. Burayı beğenmeme ihtimalimize karşı yol üstündeki ufak tefek koyları da gözümüz kestirdik. Ancak vardığımızda gördük ki biz bunca zamanı boşuna kaybetmişiz. Keşke en baştan Akbük Koyu’na gelseymişiz. Ilık ve derin olmayan suyu, sakin sahili, gölgeler arasındaki şezlonglarıyla burası tam aile yeriymiş.

Bebeğimiz de suyu çok sevdi ve minik botunun üzerinde sakin sakin yüzdü. Bizim gibi bebeklerini denize getiren ailelerden iki tanesiyle muhabbeti koyulaştırmamız keyfimize keyif kattı.

Akşama kadar doya doya denize girdik ve akşamüzeri apartımıza geri döndük. Ertesi gün ya Milas’a geçecektik ya da bir gece daha kalıp yine denize girecektik. Ama biz üçüncü seçenek olarak eve dönmeyi seçtik. Fazlasıyla doymuştuk tatile.

Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatarak lafı çok da uzatmak istemiyorum çünkü biz zaman zaman yaşarken sıkıldık, siz okuyanları da sıkmak istemiyorum. Onun yerine tatilden çıkardığım dersleri gerek bizim gibi küçük bebeğiyle tatil yapacaklar için, gerekse seneye hatırlayıp dikkat etmem için bir sonraki yazıda paylaşmayı düşünüyorum. Ayrıca Palamutbükü sahilinde çektiğim bir videoyu da fikir vermesi için eklemeyi düşünüyorum. Siz en iyisi mi o yazıyı da mutlaka okuyun!

 

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Talihsiz Olaylar Silsilesi başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

1 Yorum

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.