Kan Lekesi


NOT: Bu hikâyeyi yıllar önce internette okuyup çok etkilenmiştim. Bu nedenle de hiç unutamadım. Böyle güzel bir hikâyenin kaybolup gitmesine gönlüm razı gelmediği için bugün hikâyeyi aklımda kaldığı kadarıyla kendi cümlelerimle tekrar hayata döndürmek istedim.

Deniz ikinci öğretim olduğu için gece vakti okuldan çıkmış, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda şemsiyesini açıp otobüs bekliyordu. Aniden sokak lambaları dâhil şehirdeki tüm ışıklar söndü. Yoldan geçen arabaların farlarından başka ışık yoktu etrafta.

Nerden geldiğini göremediği bir araba önünde durup içindeki iyi giyimli, temiz yüzlü bir genç, “Yanlış anlamayın ne olur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Bu soğukta beklemeyin, ben sizi evinize bırakayım” dedi. Deniz, başta biraz tereddüt etti ama çocuğun iyi niyetine inanarak arabaya bindi. Yolda sohbet ederken birbirlerine kalpleri ısındı ve tekrar görüşmeye karar verdiler. Telefon numaralarını birbirlerine verdikten sonra vedalaştılar.

Üç gün çocuğun aramasını bekleyen Deniz ümidini iyice kesince çocuğu aramaya karar verdi. “Belki numaramı kaybetmiştir” diye düşünüyordu.

Telefonu açan kadın ağlamaklı bir sesle oğlunun üç gece önce trafik kazasında öldüğünü söyledi. Bu cevaba şaşıran Deniz kaza saatini öğrenince iyice şoka girdi. Çünkü Deniz’i eve bıraktın kısa süre sonra ıslak yolda kayan araba takla atmıştı. Evine kadar bıraktırdığı için kendisini suçlu hisseden Deniz kadından adresi alıp başsağlığı dilemeye gitti.

Evden ayrılacağı anda “Bana oğlunuzdan bir hatıra verir misiniz? Ondan hoşlanmıştım” dedi.  Bunun üzerine anne içeriye gidip oğlunun kaza yaptığında üzerinde olan kanlı gömleğini getirdi. Üstelik kanlar hala sıcaktı.

Deniz eve gelir gelmez hemen gömleği yıkayıp astı. Bütün gece gömleğe bakarak ağladı. Sürekli “Onu ben öldürdüm, onu ben öldürdüm” deyip duruyordu.  Sabaha karşı gözü yaşlı bir halde uyuyakaldı. Ertesi gün uyanınca bir de baktı ki gömlek hala kanlar içinde. “Herhalde dün o kafayla iyi yıkayamadım” diyerek yeniden yıkadı gömleği. Ama ertesi sabah da hiç bir değişiklik yoktu gömlekte.

Tam üç gün yıkadığı halde gömlekteki gencin kanı bir türlü gitmiyordu. İyice korkan Deniz bu gizemli olayı bir hocaya sormaya karar verdi. Komşularından adresini aldığı Mustafa hocayı bulup olayı başından sonuna kadar anlattı. Mustafa hoca Deniz’i dikkatlice dinledikten sonra gömleği neyle yıkadığını sordu. Deniz de tam üç kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin temizlendiğini fakat sabah tekrar kanlar içinde olduğunu ağlayarak anlattı.

Bunu duyan Mustafa hocanın gözleri fal taşı gibi açıldı ve ellerini Deniz’in kafasına dokundurarak aynen şunları söyledi: “A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan lekesi çıkar mı? ACE kullansaydın ya!”

 

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Çok Uzaklarda başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Dilenci

Martı ile Buzdağı

3 yorum

  • Reyhan
    13 Mayıs 2014 de 13:11

    Bende kriminal,kesmeli biçmeli bir hikâye bekliyordum 😀 hey Allah’im ya,güzelmiş ama çok hoşuma gitti 😀

  • Vural Egemen
    26 Mayıs 2014 de 16:58

    Bende sır dolu bir hikaye bekliyordum hocam…
    Neyse ince bir nüans olarak hatırımızda kalsın 🙂

  • nihal baysal
    1 Haziran 2014 de 14:11

    ne güzel bir hikayeymiş :))

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.