KARABATAK


Selim erken yatmanın verdiği dinginlikle sabahın erken vaktinde uyanmıştı. Kardeşi Mehmet de abisinin peşinden uyandı. İkisi beraber olup her zamanki gibi uyuyan büyüklerin ayaklarını gıdıklamaya başladılar. Neredeyse sabahın beşiydi. Hafif kıpırdanış olunca hemen saklandılar. Kardeşiyle aralarındaki küçük sırlardan biriydi bu. Birazdan zaten anneleri uyanacaktı. Çünkü kahvaltı vakti yaklaşmıştı.

Kar yağalı bir hafta kadar olmuştu. O sabah, karı ilk gördüklerindeki heyecan ve coşkuları yoktu. İlk gün elleri ve ayakları soğuktan titreyene kadar arkadaşlarıyla oynamışlardı. Gene de dayanılmaz bir arzu iki kardeşi dışarı çekmekteydi. Ellerine su geçiren cinsten bir eldiven, yaklarına birer kara lastik ayakkabı geçirdiler. Artık gitmeye hazırdılar.

– Çabuk ol ben gidiyorum.

– Bekle abi…

Kardeşi ne zaman vaktinde gelmişti ki. Onu bırakıp hemen yan komşunun kapısına gitti. İki komşu çocuğu her zaman olduğu gibi evden gizlice çıkmıştı. Artık bütün sokak onlarındı.

Ağabey, kardeş ve iki komşu çocuğu bazen koşarak bazen kartopu oynayarak bütün çocukların buluşma yeri olan köprüye gittiler. Ne kadar aileleri bu köprüdeki arkadaşlıkları kabul etmese de bir türlü engellememişlerdi. Arkadaşlarından Murat:

– Haydi, karabatak avına gidelim, der.

Kışın, özellikle köprünün diğer tarafındaki arkadaşları karabatak avına bayılırlardı. Kim vuracak yarışı yapılırdı. Bu ava seven sevmeyen her çocuk katılırdı. Selim çok defa karabatak avına gitmişti ama vurulduğunu hiç görmedi.

Sekiz çocuk sessizce ırmağın kıyısına doğru süzüldü. Artık karabatak avı başlamış oluyordu. Herkes eline taş almıştı. Çocuklar için büyük kovalamaca başlamıştı. Zavallı karabatak kuşları karınlarını doyurmak için Karadeniz’den içerilere kadar girerlerdi. Asla vurulmazlardı. Hele Selim hiç vuramazdı. Kardeşi ise atıcılıkta ondan daha iyi olmuştu.

Nasıl olduysa arkadaşlarından biri bir karabatağı vurdu. Selim ilk defa böyle bir olaya şahit olmuştu. Yaralı karabatak çocuklardan kaçacağı yerde onlara doğru gelir. Selim, o küçük çocuk, beyninde şoklar silsilesi yaşar.

Derinlerde oluşan acıma ve vicdan azabını küçük yaşta hisseder ama elinden de bir şey gelmez. Karabatak can haliyle çocuklardan birinin önünde durur. Nasıl da usulca gelmişti. Ses bile çıkarmamıştı katilinin eline giderken. Dili olsa da konuşsa ne derdi acaba? Herkes oraya doğru koştu. Suda boğulmaktansa canımı hemen alın, der gibi. Arkadaşı karabatağı alır ve boynunu bir hamlede kopartır.

Selim bu olayı hiç unutmamıştır. Sessizce içine yerleşen acıma duygusu hep rahatsız edecektir. Nasıl da gelmişti karabatak. Öyle sessizce. Kedini öldüreceğini bilerek bile olsa celladına gitmişti. O küçük çocuğu derinden etkilemişti. Arkadaşlarıyla birlikte olduğu zamanlar çocuktur ama her aklına gelişinde bir günah işlemişçesine hep acı çeker.

Şimdi yaşı yirmiyi geçkindir ama o his, o günah işleme duygusu bir adım geriden onu takip etmektedir. Artık kurtulmak için uğraşmamaktadır da… İçindeki o çocukluk günahına ve acısına alışmıştır. Aklına geldikçe üzülecektir. Aklına her gelişinde daha da fazla hüzünleneceğine de aldırış etmemektedir.

Hüseyin GENÇ

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki KİRPİ başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Etiketler:
Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Bunu ben yazmadım 2

Bunu ben yazmadım!

Macera Dolu Amerika

3 yorum

  • bilgfildiz
    17 Nisan 2014 de 15:23

    her şey çok güzel de hikayenin bütünlüğüne takıldım. geniş zaman ve geçmiş zaman karmaşası olmuş biraz en son da geçmiş geniş zaman gibi bir şey olmuş ((:
    eline sağlık (:

    • Hüseyin Genç
      17 Nisan 2014 de 18:05

      Yeni yazmaya başlayınca böyle oluyor. Ne yazdığını anlamıyorsun.

  • kurşat-3
    13 Mart 2015 de 11:42

    Bazen bir varlığa zarar verildiğine şahit olmak, insanın vicdan duygusunun dışa çıkmasına sebep olabiliyor.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.