Kaybolan Değerlerimiz-3: Köye Gelenler


Gelişleriyle köylüyü mutlu edenler… Kızdıranlar… Kokutanlar… İşte köye gelenler…

Kepici (ya da Gezici): Gelişini dört gözle beklediğimiz kepiciler incik boncuk, oyuncak, süs eşyaları, plastik ev gereçleri gibi bakkalda satılmayan malzemeleri bizlerle buluşturan kişilerdi. Tek atın çektiği at arabasıyla gelen kepiciler bu malzemeleri sadece parayla değil buğdayla nohutla değiştirerek de satarlardı. Çin malı ürünlerin çıkmadığı o devirlerde en ucuz malzemeleri satan kişiler olarak aklımda kalmış.

Kalaycı: Eskiden evlerde bakırdan tabak çanak kullanılırdı. Bakır zaman zaman kalaylanmazsa insanı zehirleyebilir. Bu nedenle köyümüze bazen kalaycılar da uğrar ve eşyasını kalaylatmak isteyenler bu kişilere kalaylatarak yepyeni gibi parlayan tabak çanağa sahip olurlardı.

Hurdacı: Köy yerinde kolay kolay bir eşya çöpe atılmaz. Son anına kadar tamir edile edile kullanmaya devam edilir. Hurdacılar da köyümüze geldiğinde atılması gereken metal eşyaları toplayıp karşılığında çok cüzi miktar da olsa para verirlerdi. Biz çocuklar da sağda solda bulabildiğimiz metal eşyaları hurdacıya satmaya çalışırdık. Eğer satabilirsek aldığımız parayı hemen bakkalda harcardık:)

Sepetçi ve Bohçacı: Aslında bunlar muhtara para verip köyün boş bir arazisine geçici olarak konan çingenelerdi. Köydeki söğütlerin dallarından sepetler örer ve ara sıra köy içinde dolaşarak bunları satarlardı. Erkekler sepet satarken bayanlar da “bohçacı geldi hanım” diye kapıya vurup sizi zorla kapıya indirir, yine zorla bir şeyler satmaya çalışırlardı. Eğer hata-kaza kapıya inerseniz mutlaka bir şey satmayı becerirlerdi. Ama sıkı pazarlık yaparsanız ilk istediği paranın onda birine o malzemeyi alabilirdiniz. Bu kişiler köydeyken annelerimiz bir yere gidecekse kapıyı asla açmamamız konusunda bizi uyarır ve çocukları kaçırdıklarını söyleyerek bizi korkuturlardı.

Leblebici: Bölgemizde nohut çok yetiştirildiği için köyümüze en sık gelenlerden birisi de leblebicilerdir. “Nohutla barabarına, buğdayla yarı yarıya” şeklinde değiş tokuş usulü satış yaparlardı genelde. Tuzlu, şekerli, soslu, sade, kırık… Türlü türlü leblebi satarlardı. Biz de en ucuz olan kırık leblebiden alabilirdik sadece.

Sebzeci: Sonbahara doğru gelen bu amcalar genelde salçalık domates, biber getirirlerdi. Genelde toplu alınca ucuz verdikleri için köylü de çuval çuval alırdı.

İsteyici: Bunlar genelde kendilerine bakacak kimseleri olmayan yaşlı insanlardı. Eşeklerine bir heybe vurup ev ev dolaşarak Allah rızası için bir şeyler isterlerdi. Gücü yetenler de elinden gelen yardımı yaparlardı.

Çıracı ve Üzümcü: Bunlar da eşeklerinin heybesine doldurdukları çıra ve üzümleri buğday-nohut karşılığı satarlardı. Benim hatırladığım ise bunlar nur yüzlü tatlı dilli dede ve ninelerdi.

Yörükler: Muhtara biraz para vererek köyün arazilerinde bir süre konup sonra göçen insanlardı. Ne yalan söyleyeyim pek sevilmezlerdi. Çünkü çok fazla keçileri vardı ve geçtikleri yerleri talan ederlerdi. Bir süre o arazilerde köyümüzün hayvanları gidip otlamazdı. Bu nedenle gelişleri ve gidişleri bazen olaylı olurdu. Tek faydaları ise köyün koyun çobanlarına olurdu. Çünkü yörük çoban köpeği yavrularından alıp büyüterek sürülerine bekçi yaparlardı.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 7. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

1 Yorum

  • Elanur
    27 Ağustos 2017 de 13:20

    Bu yazı insanı geçmişe götürüyor hocam ellerinize sağlık

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.