Kaybolan Değerlerimiz-4: Oyunlar


Köyde oynadığımız bütün oyunları yazmayı düşünmüyorum. Onun yerine fazla duyulmamış, unutulmuş ya da unutulmak üzere olan oyunlara değinmek istiyorum.

Noda: Mahallemizdeki bütün çocuklarla zaman zaman toplanıp noda oynardık. Kısaca anlatmam gerekirse; biraz büyük bir taşın üzerine cevize benzer bir taş konulur, bu taşlar futbol sahalarının orta kısmı gibi yuvarlak içine alınıp kenarları çizilir. Bir tane ebe seçilir (ki bu, bizim adaşma dediğimiz sayışmayla yapılır) ve ebe taşların kenarına geçer. Diğer çocuklar tek elle fırlatabilecekleri taşlar bulup belli mesafeden üstteki küçük taşı vurmaya ve mümkün olduğu kadar uzağa göndermeye çalışırlar. Taşı çizginin berisine düşen yanar, çizginin ötesine düşen de ebeye yakalanmadan taşını almaya çalışır. Eğer küçük taş uzağa giderse ebe onu getirmek üzere koşar, oyuncular da bu esnada taşlarını alarak yerlerine geçer.

Aşık: Koyunların ve keçilerin arka bacaklarında bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyun. Bazı yörelerde şimdiki bilye oyununa benzer şekilde oynanırmış. Benim hatırladığım ise; bu kemiği sırayla atar dik getirmeye çalışırdık. Daha sonra aynı şeyi kibrit kutularıyla oynamaya başladık

Met: Bu aslında herkesin bildiği çelik-çomak oyunudur. Köyümüzde bunun çeşitli türleri oynanırdı. (gömmeli, atmalı, kazmalı gibi)

Lastik yuvarlama: Traktör ya da arabaların dış lastiklerini yüksek bir yere çıkarıp aşağıya doğru yuvarlar sonra da peşinden koşarak yakalamaya çalışırdık. Eskiden taşıt sayısı az olduğundan bu lastikleri bulmak oldukça güçtü.

Tornet: Ara sıra haberlerde “Formula Laz” haberleri çıkar. Orada gördüyseniz bu tornetin ne olduğunu bilirsiniz. Kendi yaptığımız ve tekerleri bazen tahtadan bazen bilyeli tekerden olan arabalarla eğimli yollarda yarış yapardık.

Uçurtma yarıştırma: Yine kendi ellerimizle yaptığımız uçurtmaları rüzgârlı havalarda çıkartır kiminki en yükseğe çıkacak diye yarıştırırdık.

Taso: Cipslerden çıkan çeşitli tasoları yere dizer vurarak ters çevirmeye çalışırdık. Çeviren çevirdiği tasoyu alırdı.

Patlangaç: Bu aslında oyun değil de oyuncak ismi. Köy çevresinde kendiliğinden yetişen patlangaç ağacının kalın bir dalı 20 santim kadar kesilir. İçinde sünger gibi bir şey vardır o tamamen çıkartılır. Meşe gibi sağlam bir ağaçtan da 30-35 santim kadar dal kesilir. Bir miktarı sap için ayrılır, kalanı patlangacın içine girebilecek kadar inceltilir. Sonra kendirden iki parça kopartılır ve ağızda çiğnenir. İlk parça biraz ittirilir. Sonra ikinci kendir konulup meşeden yaptığımız çubukla sıkıştırılır. Kendir hava geçirmediği için iki kendir arasındaki havanın sıkışmasıyla bir süre sonra öndeki kendir tabanca sesine benzer sesle fırlayıp gider. Eğer bulabilirsek o kendiri getirip arkadan yine patlangacın içine sokarak aynı işlemi tekrarlarız. Bu şekilde oynanan bir oyuncaktı patlangaç.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 7. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

3 yorum

  • Reyhan
    6 Haziran 2013 de 20:48

    çoğunu ilk kez duyuyorum,halbuki bende sokaklarda oyun oynayan bir çocuktum 🙂

  • Elanur
    27 Ağustos 2017 de 13:27

    Ben uçurtma dışında hepsini de ilk kez duydum siz bu oyunları oynadıysanız çok şanslısınız bence hocam çünkü ben hic sokak da oynamadım

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.