KİRPİ


Güneş yaz mevsiminin her sıcak günün de olduğu gibi sessizce kaymaya başlamıştı. Samsun’un sıcak bir günü daha kendini serinliğe bırakmıştı. Murat evde oturmaktan bunaldığı için kendini balkona attı. Hafif serinlikle beraber sıcak… İncecikten esen rüzgâr… O boğucu hava ikindiden itibaren gevşemişti ve akşama yakın iyice serinledi.

Bir süre sonra annesi de geldi yanına.

– Biraz hava alayım dedim. Yemeğin kokusu boğdu.

– Gel anne zaten ben de sıkılmıştım. Babam nerde?

– Evin yanlarında olmalı.

– Ne yapıyor ki?

– Ne bileyim? Bir şey yaptığı yoktur.

Hava biraz daha karardığı için yolun karşısındaki mısır tarlası zor seçilir oldu. Gerçi püsküller hala seçilmekteydi. Közde mısır vakti de yaklaşmaktaydı. Püsküller iyiden iyiye dışarı çıkmıştı.

Murat ve annesi balkondan dışarıyı seyrederken mısırlığın içinden yavaşça bir kirpi çıktı. İlk gören Murat’tı.

– Anne bak kirpi. Yürüyemiyor gibi sanki.

– Hasta ya da yaralı olmalı. Sen ekmek al gel. Sanırım kirpi aç.

– Anne attığımız ekmeği yemez.

– Yer yer sen getir.

– Yaa bu yabani hayvan attığımız yiyeceği nasıl yer? Ürker, kaçar gider.

– Sen getir.

– Nasıl olur? Neyse… Tamam, getiriyorum. Biraz bekle.

– Anne getirdim.

– Ekmeği at da yesin.

– Hay Allah ekmek de uzağa kaçtı.

– Hııh! Baban da geldi.

– Baba şu ekmeği kirpinin önüne koysana. Baba kirpiye çok yaklaşma yoksa ekmeği yemez. Baba yaklaşma yaa!..

– Anne bak bak babamın elinden yiyor. Nasıl olur? Anne ön ayaklarını da babamın elindeki ekmeğe koydu.

– Murat bak nasıl da usulca yiyor.

– Biri bana elimle kirpiyi doyurdum dese hayatta inanmazdım. Şimdi bile inanmakta zorlanıyorum. Hayret doğrusu…

– Babama bak bir de kirpiyi seviyor.

Hava da artık kararmıştı. Güneşin son ışıkları batı tarafını aydınlatmaktaydı. Evin önünü direkteki lambayla evden çıkan ışık aydınlatıyordu. Sivrisinek hücumu da başlamak üzereydi. Artık sivrisinekler devamlı rahatsız eder olmuştu.

Kirpi yavaş yavaş geldiği mısırlığın içine doğru gitmeye başladı. Karanlıkla beraber gözden kayboldu.

Murat, annesi ve babası içeri geçtiler. Murat şaşkınlığını hala üzerinden atamamıştı.

Bir dahaki günün akşamında kirpi tekrar geldi ve ailecek doyurdular. Murat bu duruma zamanla alıştı. Yaklaşık bir hafta boyunca kirpi her gün aynı saatler de geldi.

Birden kirpi gelmez olmaya başladı. Artık hiç gelmiyordu. Birkaç akşam yolunu gözlediler ama nafile. Kirpi gelmiyordu. Murat dâhil evdeki herkes çok üzüldü.

Murat her şeyden çok babasının elindeki ekmeğe kirpinin ön ayaklarını koyup ekmeği yemesini aklından çıkartamıyordu.

Hüseyin GENÇ

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Başlıksız İç Dökmeler Silsilesi başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Etiketler:
Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Bunu ben yazmadım 2

Bunu ben yazmadım!

Macera Dolu Amerika

4 yorum

  • Baykus
    10 Nisan 2014 de 16:19

    quup’ta da yazdım gerçi ama neden gelmediğini çok merak ettik :))

  • Reyhan
    13 Nisan 2014 de 13:55

    Sanki bana da eksikmiş sonu gibi geldi :/ ne olmuş kirpiye,ölmüş mü,ekmek verecek başka birini mi bulmuş, veya başka bir hayat dersi mi var 🙂

  • bro
    16 Nisan 2014 de 12:15

    Sonuna kadar merakla okudum, kirpiye ne olmuş?

  • Hüseyin Genç
    16 Nisan 2014 de 17:48

    Kirpinin devamı gelecek arkadaşlar.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.