Kıskançlık ve Çekememezliğin Kısa Adı: HASET


Haset edenin, karnı doymaz, cebi dolmaz, ağrısı dinmez. (Cenab Şahabettin)

Son günlerde çevremde görmeye başladığım kıskançlık ve çekememezlik üzerine birkaç kelime de ben söyleyeyim diye düşündüm. Bunu için araştırma yaparken aslında bu iki kelimeyi içinde barındıran tek bir kelime olduğunu öğrendim; haset.

Haset kelimesini birçok kez duymuştum ama pek dikkatimi çekmemişti doğrusu. Araştırdığımda ve öğrendiklerimi çevremdeki olaylarla karşılaştırdığımda ise ne kadar berbat bir şey olduğunu iyice anladım. Peki, ama nedir haset?

Haset; bir kimsenin sahip olduğu mevki, sağlık, mal, mülk gibi özelliklerini çekememek, bunlardan rahatsız olmak ve o kişinin elinden bütün bunların gitmesini istemek demektir. Bu öyle bir duygudur ki, insanın içine girdiği zaman onu içten içe kemirir. “Neden bende değil de onda?” sorusu beyninde dolanır durur. Eğer kendince mantıklı bir sebep bularak bu soruyu yok etmezse haset, yeni kıvılcımlanan ateş gibi yavaş yavaş büyümeye başlar. Bir zaman sonra da öyle büyür ki insanın içindeki bütün duyguları yok eder.

En yakın arkadaşıymış, akrabasıymış, kardeşiymiş, hiç sorun değil.  (Zaten en çok da bu tarz kişilerde görülür.) Hele bir de kendisini o kişiden üstün görüyorsa haset ateşi söndürülmesi imkânsız bir yangın olarak insanın iç âlemini cehenneme çevirir. Bu yangın o kişiyi yakar, yavaş yavaş eritir. Çünkü birisine haset edildikçe Allah haset edilenin nimetini artırır. Onun nimetinin artması da hasetçinin hasedini, dolayısıyla rahatsızlık ve sıkıntısını arttırır. Hasetçinin içi daralır, uykusu kaçar. Haset edilenin perişanlığı istenirken, hasetçi perişan olur. Bunun yanında haset edilen kimsenin durumunda bir bozulma, bir kötüleşme olmaz. O halde, kişi bir âhiret hesabı ve korkusu çekmese bile, aklın gereği olarak bu yararsız azaptan kurtulmayı istemelidir.

Biraz düşününce, haset edenin aslında karşısındaki kişiye değil de Allah’ın takdirine kızdığı, onu kabullenmediği anlamı çıkar. Çünkü her şeyi veren Allah’tır ve bizim bilmediğimiz şekilde herkese adil bir dağıtım yapmaktadır. Eğer kişi bunu düşünmez ve başkasının elindekine göz dikerse bu sefer kendi elindekinden de mahrum olur.

Hasedin en kötü yanlarından birisi karşıdaki kişi bir sebeple hasedini açığa vurmadıkça bunu bilememektir. Çok yakın birisidir, yediğin içtiğin ayrı gitmiyordur ama aslında içten içe seni çekemiyordur. İşlerin kötü giderken sana şirin görünür. Ama şansın döner de o kişinin önüne geçmeye başlarsan gerçek yüzünü gösteriverir.

Diğer bir kötü yanı da; sen göze batmamak istersin, umursamazsın, arkadaşının da seninle sevineceğini düşünürsün. Hatta mutlu olur diye heyecanlı heyecanlı anlatırsın. Ama bu yaptıkların karşındakine ters yansır. Çeşitli bahaneler ileri sürerek uzaklaşmaya başlar. Hele bir de onun el attığı yerler kurur da senin sahip olduklarına sahip olamazsa… İşte o zaman o kişiyi tanıyamazsın artık.

Hasedin ne berbat bir hastalık olduğunu biraz olsun anladığımıza göre şimdi ondan kurtulmanın ve korunmanın yollarına geçebiliriz.

Eğer ortada böyle bir durum varsa haset eden ne yapmalı, haset edilen ne yapmalı?

Haset eden eğer aklı başında biriyse; düşünmeli, hatasını anlamalı ve karşısındakinden hak helalliği istemelidir. Bu kötü düşünce yine geldiğinde “ben ondan daha layığım” diye düşünmek yerine “o benim arkadaşım, mal-mülk-imkân arkadaşımdan daha önemli değil, bugün ona veren Allah yarın bana da verir” diyerek arkadaşlık duygusuna zarar vermemelidir. Asla unutmamalıdır ki; Müslüman gıpta eder, münafık haset eder.

Haset edilen ise; En başta Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin kendisine zarar veremeyeceğine inanmalıdır. Ayrıca haset edenin yaptığına sabretmeli ve onun seviyesine inmemelidir. Daha sonra ise haset edeni fazla düşünmemeli, o kişinin yaptıklarıyla beynini meşgul etmemelidir. Son olarak da; aynı samimiyeti sürdürmek mümkün olmuyorsa bile o kişiye kötü muamele yapılmamalıdır. İmkân varsa ona iyilik ve ihsanda bulunmalı, bu içinden gelmiyorsa en azından o kişinin bu iğrenç duygudan kurtulması için dua etmelidir.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 6. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

3 yorum

  • byrm35
    21 Haziran 2013 de 00:38

    çok doğru şeyler yazmışsınız editör bana bir şeyler hatırlattı:)))

  • Ekrem MENTEŞOĞLU
    7 Temmuz 2013 de 13:59

    İnsanların en büyük hastalığı bu haset konusu. Başarısızlığın nedenlerinden biri de budur özellikle ülkemizde.

  • Ahmet
    10 Eylül 2016 de 19:29

    Yüce Allah tüm müslümanları haset duygusundan muhafaza eylesin.
    Bir toplum da hasetçilik artarsa o toplum 1 cm öteye gidemez.
    Toplumdaki kavgaların da asıl nedeni her zaman haset ve kibirdir.
    Bile bile haset edene, nazar değdirmek isteyene Yüce Allah lanet etsin.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

Twitter’da Takip Et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.