Klavye Kabadayısı


Manav Harun otuzlu yaşlarının sonunda, sıradan bir ilçe esnafıydı. Akşama kadar eşi ve iki çocuğu için çabalar dururdu. Hafif kır saçları ve gür bıyığıyla dinç bir görüntüsü vardı. Zaman zaman akşam yemeğinden sonra kahvehaneye gider, çocukluk arkadaşlarıyla bir yandan okey oynarken diğer yandan her Türk vatandaşı gibi ülkeyi kurtarırdı.

Kardeşi Musa ise abisinin zıttına kafası çalışan biri olduğu için okuyup Belediye’de memur olmuştu. Kahvehaneye falan uğramaz sürekli bilgisayar başında zaman geçirirdi.

Bir gün Harun tuşlu eski model telefonunu bırakıp akıllı telefon almaya karar verdi. Aslında hiçbir işine yaramayacak bu cihazı sırf kahvehane dostlarının telefonu var diye alacaktı. Hatta gidip en son model üç bin liralık olandan aldı. Yetmedi kardeşine facebook hesabı açtırıp telefonuna uygulamasını da kurdurdu. Artık kahveye takılmıyor sanal alemde at koşturuyordu.

At koşturmak derken yani canı okey oynamak isterse uzandığı koltuktan oynuyor, zaman zaman da saçma sapan paylaşımlarla facebook’u kendi çapında kullanıyordu işte.

***

O gece de işten gelip yemeğini yedi. Eşi çay yaparken koltuğuna yavaşça uzandı. Çocuklarsa odanın ortasında kendi kendilerine oynuyorlardı. Babalarının da onlarla oynaması için yanına geldiler ama Harun meşguldü. Facebookta arkadaşlarının paylaştığı resimlere bir an önce like atması lazımdı. O yüzden yanına gelen kızına “bi dakka kızım” deyip başından savdı. Like’lama işi bitince spor yorumlarını izleyecekti yeni aldığı full HD televizyonunda.

Tam facebook’u kapatmak üzereyken “B partisinin başındaki adam dolandırıcının tekidir” yazısıyla beyninden vurulmuşa döndü. B partisi Harun’un partisiydi ve liderine dolandırıcı denmesi kanına dokunmuştu. Kimin paylaştığına bile bakmadan hemen cevap yazma gereği duydu.

Açtı klavyeyi, yumdu gözünü ve yazmaya başladı; “Ulan şerefsiz, sen nasıl böyle bir şey söylersin? Asıl A partisinin başındaki adam soytarıdır. Sahtekârdır. Yalancıdır. Aynı zamanda çalıp çırpar. Bunu bütün ülke biliyor”.

Oh be! Şimdi rahatladı. Nasıl da yapıştırdı cevabı. Nasıl da kurtardı liderinin itibarını. Gururlu gururlu telefonu kapatıp spor kanalını açtı. Eşi de çayları getirince iyice keyfi yerine geldi.Deminki yorumuna cevap yazılmıştı; “sen nasıl başbakana hakaret edersin, ekran görüntüsü aldım, yarın savcılığa şikâyet edeceğim”.

Beyninden vurulmuşa döndü. Az önce sinirle yazdığı cümlelerin vehametini yeni kavrıyordu; farkında olmadan başbakana hakaret etmişti. Ya adam cidden savcılığa giderse? Ya dava açılırsa? Ya hapsi boylarsa? Ne yapacaktı? Başbakanın sanal alemde de olsa kendisine hakaret edenlere dava açtığını birkaç defa duymuştu ama başına geleceğine ihtimal vermemişti.

Gerçi Harun daha önce birkaç kişiyi bu şekilde sert çıkarak sindirmişti. Kahveden diğer arkadaşları da ona destek çıkmış, ağızlarına geleni söylemişlerdi adamlara. Diğer adamlar en sonunda engeli basıp kaçmıştı. Şimdi de öyle olur diye umdu ama arkadaşlarından ses soluk çıkmadı.

Mahkemeye vereceğini söyleyen kişiyle özel mesajdan iletişime geçip özür diledi. Yalvardı. Kızdı, bağırdı. Tehdit etti. Nafile, adamı vaz geçiremedi. En sonunda pes etti. Ne olacaksa olacaktı artık.

Eşi de kötü bir şey olduğunu sezmişti ama sorduğu anda azarı işitip yerine oturdu. Çocuklar da babalarının sinirli olduğunu görüp beklenmedik şekilde erkenden yatağa girdiler.

***

Gece boyu uykusuz kalan ve gözleri mosmor şekilde dükkânını açan Harun ne yapacağını bilemez halde kardeşine olan biteni anlattı. Dokunsalar ağlayacak haldeydi. Hapse girmese bile haftalarca mahkemeyle uğraşacaktı ki bu bile canını sıkmaya yetiyordu. Ya bir de hapse girerse? Eşi, çocukları ne yapardı o olmadan?

Neyse ki kardeşi vardı. Belediye Fen İşlerinde Memur olan Musa, abisinin problem yaşadığı kişinin internet üzerinden birlikte oyun oynadığı adam olduğunu anlayınca abisini rahatlatma yoluna gitti. Sonra aynı şehirde esnaflık yapan oyun arkadaşının dükkânına gidip bir yandan çayını yudumlarken diğer yandan oynadıkları oyundan muhabbeti açtı. Sonra da punduna getirip konuşmayı dün geceki tatsız meseleye bağlamayı başardı. Adam oyun arkadaşının abisini mahkemeye verecek karakterde biri değildi. Zaten kendisi de tırsağın tekiydi. İnternette esip gürlese de gerçek hayatta mahkemeye falan gidemezdi. Hele belediyede çalışan Musa ile papaz olmayı hiç istemezdi.

Musa abisine telefon edip durumun tatlıya bağlandığını söylediğinde Harun’un üstünden büyük bir yük kalktı sanki. Bir daha kimseye kabadayılık taslamayacağına, interneti lüzumsuz yere kullanmayacağına, sevmediği kişileri takip etmeyeceğine dair kendine sözler verdi durdu.

Akşam evine varınca ilk işi facebook hesabını ve uygulamasını silmek oldu. Sonra çocuklarına sarıldı. Artık o klavye kabadayısı gitmiş yerine süt kuzusu Harun gelmişti.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Ayı ile Kelebek başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Martı ile Buzdağı

Ayı ile Kelebek

Psikopat

2 yorum

  • Murat Aktaş
    13 Aralık 2016 de 10:33

    Teknoloji bize olmadığımız kişilikler yükleyerek bizi önce bizden uzaklaştırıyor. Ekranlara yapışık yaşayan insanlar ya asosyal oluyor ya da duygu-durum değişikliği içerisinde kendi benliğini yitiriyorlar ne yazık ki! Muhtemelen yaşanmış bir olaydı bu yazının kaynağı; sade ama zengin bir yazı…

    Benim de bu konuda yazmış olduğum “Çağın Sosyal Hastalığı: Teknolojik Yalnızlığımız” yazıma göz atabilirsiniz.
    ▶️http://www.maviblog.net/2014/11/teknolojik-yalnizligimiz.html

  • cuma64
    13 Aralık 2016 de 16:55

    Harika bir yazı yüreğine sağlık…

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

Twitter’da Takip Et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.