Komşu köyün eşeklerinin ayak sayısı


90’lı yılların başı…

Anadolu’nun bir köyünde aralarında bir buçuk yaş olan iki kardeş yaşamaktadır. Büyük kardeş kardeşinin doğumuna sevinmesine rağmen ilerleyen zamanda aralarındaki yaş farkının az olması sebebiyle küçüğün büyükle rekabete girmesinden hoşlanmamaktadır.

Büyük ilkokula başlamış, küçük ise okul yaşına gelmeyi beklemektedir. Abi her gün mavi önlüğü ve güzel çantasıyla okuldan gelip ödev yaparken küçük kardeş okulu, ödevi, dersi, kitabı merak edip yanına sokulur. Abi kitabı okuyabilirken kardeş sadece resimlere bakmakla yetinir. Kitaplar şimdiki gibi devlet tarafından ücretsiz dağıtılmadığı için kıymetlidir ve zor bulunur. Bu yüzden olsa gerek abi kitaplarına dokunulmasından hoşlanmaz.

Kardeş ise içinden gelen meraka yenik düşer ve sık sık abisine sokulur. Bu sokulmalar abisinden dayak yemesine sebep olduğu halde vazgeçmeyerek daha okula başlamadan abisi sayesinde okuma yazmayı söker.

Ertesi yıl abi ikinci sınıfta, küçük kardeş birinci sınıftadır. Ancak okuma yazmayı sökmüş olan küçük kardeş öğretmene aman vermez. Çocuğun her şeye el kaldırması diğer öğrencilerin öğrenmesine engel olmaktadır. Öğretmen karar vermiştir; küçük kardeş ikinci sınıfa atlatılacaktır.

Müdürle konuşur. Sınav yapılarak sınav sonucuna göre atlatılmasına karar verilir. Hazırlanan sorular çocuğun önüne konulur. Çocuk hepsini bildiği kadarıyla cevaplar.

“Bir de sözlü sınav yapalım” denilerek çocuğa çeşitli sorular yöneltilir. Küçük çocuk dili döndüğünce cevaplar soruları.

O esnada öğretmenler arasında muzipliğiyle tanınan bir bey “bir soru da ben sormak istiyorum” diyerek öne çıkar. “Sizin köyün eşeklerinin ayağı kaç tanedir?” sorusuna “dört tane” cevabını alır.

“Peki, komşu köyün eşeklerinin ayakları kaç tanedir?” diyerek komşu köyün ismini söyler. O köyün köylüler arasındaki ismi farklı olduğu için öğretmenin kibarca söylediği isim hiç tanıdık gelmez çocuğa.

90’lı yıllar. Bırakın interneti, tableti, bilgisayarı filan, evlerde tek kanal çeken TV bile yoktur henüz. Çocuk ise o yıla kadar komşu köye bile gitmemiştir. Hatta köyünden dışarıya adım bile atmamıştır.

Öğretmenin söylediği yer hiç tanıdık gelmez. O kısacık anda “acaba Dünya’nın neresindedir?” diye kendince düşünür. “Beş mi desem” diye tereddüte düşer. Kafadan sallamak yerine “bilmiyorum” diye cevap vermek daha mantıklı gelir.

Öğretmen bir yandan gülerken diğer yandan ısrarla “nasıl bilmezsin bunu?” der.

Çocuk ise küçücük beyninin ürettiği, buram buram zekâ kokan ancak çocuğu uzun yıllar boyunca dile düşürecek olan o meşhur cevabını verir:

-O dediğiniz yere hiç gitmedim ki öğretmenim. Eğer gitmiş olsaydım bilirdim.

Öğretmenlerin hepsi kahkahalarla gülmektedir. Öyle ya, eşek eşektir. Dünya’nın neresinde olursa olsun ayak sayısı değişmez.

İyi ama daha hiç köyünden dışarı adım atmamış, tv seyretmemiş, altı yaşına yeni girmiş bir köy çocuğu bunu nereden bilsin?

Sonuçta sınavı geçip ikinci sınıfa geçirirler ancak bu hikâye yıllar geçmesine rağmen unutulmaz.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki İlk Secde başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Dilenci

Martı ile Buzdağı

15 yorum

  • Halil İbrahim
    24 Şubat 2015 de 15:21

    Ya bu harikaydı… Çok güldüm demek böyle güzel yaşanmış hikayeleriniz de vardı sizin?

    • Aruchan
      Cem Baki
      24 Şubat 2015 de 18:14

      Bizde daha ne hikayeler gizli:) Takipte olun:)

  • Mustafa
    25 Şubat 2015 de 01:42

    güzel di gerçekten 🙂

  • okuruz.net
    25 Şubat 2015 de 09:08

    hikaye gerçek ve size mi ait?. çok güzel.bende öğretmenim kayda alıyorum bu tarz eğlenceli yada kıyısından köşesinden sosyal mesaj içeren sonraki nesillere aktarılabilecek bir şey yaklarsam bende paylaşacağım.

    • Aruchan
      Cem Baki
      2 Mart 2015 de 22:32

      gerçekliği bizde kalsın ama hikaye bize ait…sizden de bekleriz:)

  • Hakan
    25 Şubat 2015 de 13:53

    eğlenceli bir yazı olmuş :))

  • hobbitturkiye
    25 Şubat 2015 de 15:31

    komik bir yazı olmus size mi ait ? 🙂

    • Aruchan
      Cem Baki
      2 Mart 2015 de 22:29

      blogdaki bütün yazılar bize ait:)

  • Mücahit
    25 Şubat 2015 de 16:48

    gerçekten çok gerçekci ve içten yazılmış zaten başınızdan geçen bir olayı anlatmışsınız ayrıca çok güldüm elinize sağlık

  • mert özdemir
    27 Şubat 2015 de 11:51

    güzel bir hikaye 😀

  • adamzeka_13
    27 Şubat 2015 de 18:00

    Çok güzel bir hikaye çok beğendim

  • Karikatürname
    27 Şubat 2015 de 23:08

    Her çocuğun vardır böyle anıları. Biz de ilkokulda birleştirilmiş sınıfta (yani 1,2,3,4,. sınıflar aynı derslikte olacak şekilde) ders işlerken öğretmen biyoloji dersinde “kalbiniz sol göğsümüzün altındadır, herkes kalbini bulsun dokunarak” dediğinde bir arkadaşımız arayıp arayp bulamadıktan sonra “öğretmenim benim kalbim yok ki” demişti. Ne gülmüştük.

  • Kesintisiz Güç Kaynakları
    4 Mart 2015 de 02:19

    Hocam paylaşımlarınızı oldukça faydalı ve başarılı buluyorum. Emeklerinize sağlık.

  • ayshen
    17 Eylül 2015 de 23:59

    O özel çocuğu kutlamak isterim,tebrikler

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.