Macera Dolu Amerika


Ömrümde ilk defa, Amerika’da yaşayan birisiyle tanışınca ilk işim kendisinden oradaki yaşamı anlatan bir yazı yazmasını istemek oldu. Sağ olsun kardeşimiz kırmadı ve dili döndüğünce bize anlatıverdi. Sizlerin huzurunda kendisine teşekkür ediyorum ve yazıyla baş başa bırakıyorum:

Hatırladığım ilk anılarımdan bir tanesi çevremdekilerin bana Rafet El Roman’dan Macera Dolu Amerika şarkısını mırıldanmasıydı. O zamanlar modaydı tabi. Almancılara alışılmış, Amerika sözde hayaller ülkesi olarak tanınırdı. Hıı bir de sarışın olup, renkli gözleriniz var ise; size “Amerikalı” diye hitap edenlerden kaçmak için bin bir delik arardınız. Yani ben arıyordum. O zamanlar utangaç olduğum için yüzüm kıpkırmızı olur, karşımdakinin de “dili yokmuş bu kızın galiba” demesine maruz kalırdım.

Neyse neyse, bugünkü konu benim çocukluk anılarım değil.

Bugünkü konu bana en çok sorulan sorulardan bir tanesini cevaplamak. Genellikle arkadaş ortamında bu soru sorulunca, “hepsi internette canım” diyerek konuyu geçiştirdiğimi inkâr edemeyeceğim. Lakin benim de kalemimden çıkabilecek olan bir yazıyı paylaşmaktan da kaçamadım.

Acaba Amerika Rafel El Roman’ın anlattığı kadar macera dolu mu?

Nasıl bir yaşam, nasıl bir zaman?

İşte bak bu çok doğru. Bu nasıl bir yaşamdır? Lisedeyken tek çalışmayan bir kul bendim galiba. 16 yaşına gelen herkes çalışmaya ve kendi ayakları üstünde durmaya erken yaşta başlıyor bu ülkede. Çok kıskanırdım arkadaşlarımı.

– Neeee, hala telefon faturanı baban mı ödüyor?

+ Evet, ne olmuş ki?

Ya da

+ Hadi okul çıkışı yemeğe gidelim!

– Bugün olmaz, çalışıyorum. Haftaya olmaz mı?

Kaçamadığım diyaloglar arasında olurdu hep.

Babama demiştim ben de çalışmak istiyorum, iki sokak ilerideki bakkal tarzı bir yere başvurayım diye. Babam da “oraya yürüyemezsin” demişti.

Ah işte, o zaman hayallerim kırıldı! Her ne kadar gizli gizli yemem gerekiyor olsaydı bile, her gün, sabah akşam hamburger yemeye benim de param olacaktı

Yaşam böyle işte…

Okuyorsan okuldan işe, işten okula mekik dokuyorsun. Ailenin diğer bireyleri de aynen öyle. Evet, üniversite birinci sınıfta çalışmaya başladım ben de. Üniversite içinde olduğu için, babam bir şey diyemedi. Fena da ücret almıyordum hani. Amerika’ya yeni gelmiş öğrencilere İngilizce öğretmek bu ülkede beni mutlu eden şeylerden bir tanesiydi. Türk öğrencilerim de vardı, Koreli de, Dominik Cumhuriyeti’nden de, Mısırlı da, Hintli de. Gülümsemenin dili olmadığını ben ilk işimde öğrendim.

Bazı öğrencilerim ve ben el hareketleri ile anlaşırdık. Aralarından bir kişiyi hiç unutmam. 50-60 yaşlarında Koreli bir rahibe. Kiliseden çıkıp her Perşembe benim özel dersime gelirdi. Bir gün benim halim olmadığını görünce bana sıcak su alıp getirmişti. İçinde de limon. Kahve içmediğimi bilirdi çoğu kişi. Çay ile de aram yoktur. Sadece su içerim. Ve o tontoşun buna dikkat etmesi “gözüme toz kaçtı” deyip başka bir odada hüngür hüngür ağlamam gereken hikâyelerden. Belki beni anlamıyordu ama o sıcacık kalbini ben hissedebiliyordum çünkü bizim el hareketlerimiz vardı. Ve o öğrenmek için çabalıyordu

Beni de Amerikalı zannettikleri için bir hayli popülerdim.

Zorlukları?

Tabi ki de var.

Şunu aradan çıkarmalıyım ki bayram seyran yok. Ramazan Bayramı’nda uzun hafta sonu tatilinin sadece hayalini kuruyorsunuz. Kurban Bayramı da hak getire. Akraba ziyaretleri burnunuzda tütüyor ve sosyal paylaşım sitelerinde “iyi bayramlar” mesajlarını beğenmekten başka elinizden gelen bir şey yok. Belki de bu yüzden artık sosyal ağlar ile ilgilenmiyorum. “Benim de anam babam burada” deyip kendimi avutuyorum sık sık. Ve onların bayramında tatil yapınca bu durum eşitlenip, dayanılır bir hale geliyor galiba. Benim Türkiye’m ve benim bayramım gibisi yok ama neyse…

Dil konusu var tabi birde. Bence dil bir yetenek arkadaş. Nasıl ressam yeteneği olduğu için güzel çiziyor, şarkıcının sesi bir kuş cıvıltısı gibi dinlendiriyorsa eğer, dil öğrenmek de tıpkı bunun gibi. Pratik ile geliştirebiliyorsun sadece. Ben kolay öğrendim çünkü okulda, televizyonda orada burada kulağım dolmuştu. Yeteneğim de varmış hani. 7/24 Türkçe konuşup, günün sadece 1 saatini yabancı dile ayıran bir vatandaş öğrenmeyi beklemesin bir zahmet. Emek vermeden olmuyor bu işler!

Ya, işte böyle.

Güzellikleri de var,  olmaz olur mu hiç? Türkiye de yaşasaydım, şu an bildiğim dinleri bilmezdim. Hintli diye küçümsediğimiz insanların aslında bir zekâ küpü olduğunu öğrendim. Önemli olan insanın dış görünüşü değil de, içinde ki o çekirdekmiş. Türkiye de eğlence olarak adlandıran Noel’in Hz. Isa’nın doğumu olarak kutlandığını bilmeyebilirdim mesela. Türkiye’de yaşasaydım birçok ülkenin mutfağını tadamaz, ülkelerindeki güzellikleri hissedemez veya o güzel insanlarla konuşamazdım. Belki de seyahat etme arzum İstanbul – Arhavi arasında olurdu. Ya da üniversite seçme zamanımda mühendislik değil de, işletme okumak zorunda kalırdım.

Ama olmadı…

Ben inanıyorum ki, her şeyin bir nedeni vardır. Yeter ki siz gözlerinizi açık tutun.

Ve evet, seninleyim Rafet’cim. Amerika gerçekten macera dolu!!!

Yazarın Blogu: http://yeserenyaprak.blogspot.com.tr/

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki İnternet Tarayıcıları-Bol Alternatif başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Etiketler:, ,
Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

2 yorum

  • Roman Adamita
    3 Aralık 2014 de 13:59

    Kalemine sağlık Yeşeren, Amerika’ya gitmek için ingilizcen olması gerektirmiyor bazı durumlarda. İnsanlar her türlü yardımcı oluyor. Ancak eğer düzgün bir ortam yaratmak istiyorsan mutlaka ingilizceyi ve oradaki insanları bilmen gerekir.

  • Ali Can
    9 Aralık 2014 de 11:41

    insan yine de merak ediyor oraları :)))

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.