Memleketten Ramazan Manzaraları


Geçen sene yazmış olduğum DİN TİCARETİ isimli yazıya şöyle bir göz attım da, bir yıldır çok da değişen bir şey yok.

Mübarek Ramazan ayının girmesiyle aynı şeyler yine piyasaya çıktı. Aynı reklamlar, aynı programlar, aynı insanlar… Ve aynı sorular: Denize girmek orucu bozar mı? Biber gazı orucu bozar mı?

Gerçi bu tarz tuhaf sorular soran insanlar sadece günümüzde yokmuş. Kanuni devrinin büyük şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye de o zamanın sivri zekâlarından birisi “sinek yemek orucu bozar mı?” gibisinden dahiyane(!) bir soru sormuş. Mübarek de bu sorudaki ciddiyetsizliği fark etmiş olacak ki “yiyebilirsen caizdir” diyerek adamı başından savmıştır.

Neyse biz yine şimdiki zamana geri dönelim.

Bir senedir mağaralarına giren yaratıklar ay ışığı görmüş kurtadamlar gibi ortalığa saçılmaya başladı yine. Maksat belli; kafaları bu tarz şeylerle meşgul edip insanların namaz, oruç, sadaka, fitre gibi şeylere kafa yormalarını engellemek.

Senede bir defa gelen bu mübarek ayın feyiz ve bereketinden insanlar istifade etmesin, kafaları tuhaf sorularla meşgul olsun, ilgileri dinin güzelliklerine kaymasın diye uğraşıyorlar sanki.

Aynı TV kanalları magazin haberlerine kısa bir mola verip muhabirlerine yarım yamalak örtüler taktırarak cami ve türbelerden canlı yayınlara başladı. Tabi ki Ramazan ayının olmazsa olmazı jet namaz kıldırma memuru (kısaca NKM) haberleri.

Bence artık camilerdeki elemanlara “imam” demekten vazgeçmeliyiz. Çünkü imam önder demektir. Bunlar ise maaş karşılığı namaz kıldıran memurlardır. Bu nedenle NKM şeklinde kısaltılabilecek olan bu tabir daha uygun.

Diyanet’in hala çok tuhaf uygulamaları olsa da son zamanlarda NKM’lere makam ve tecvid seminerleri düzenlemek, yapılan vaazları dine daha uygun şekilde yapmak, Ramazan ayında başlamak üzere Diyanet TV ve Diyanet Radyo yayını yapmak gibi uygulamalarla takdirimi kazanmaya başladı. Aferin:)

Televizyonda bir sürü hoca olsa da ben sahurda Ömer Döngeloğlu, iftarda da Mustafa Karataş hocayı dinliyorum. Daha gerçekçi ve daha samimi geliyor anlattıkları. Siz de dinleyin bence:)

Nerdeyse unutuyordum; özellikle İstanbul’da fakirler için açılan iftar çadırlarını ve evlere gönderilen iftarlıkları daha çok imkanı yerinde olan insanların kullandıklarını duyunca şaşırıyorum. Birincisi; binlerce kişilik iftar yemeklerinin maddi kaynakları nereden geliyor? İkincisi; evinde yemeye gücü yeterken iftar çadırlarını sırf beleş diye kullananlar kul hakkı yediklerinin farkındalar mı?

Her neyse, anladım ki memleketteki Ramazan manzaraları geçen seneden beri hiç değişmemiş.

Bakalım gelecek seneye bir değişiklik olacak mı.

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ediyor hayırlı ve bereketli bir Ramazan geçirmenizi Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Otobüs yolculukları üzerine başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.