Ne hoşgörüymüş arkadaş!


Hepinizin bildiği gibi yıllar önce bir takım akl-ı evveller çıkıp üç dini birleştiren bir diyalog ortamı oluşturmaya çalıştılar. Önce Yüce Kitabımız’a baktılar “Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin” ayeti umutlarını kırar gibi oldu. Peygamberimizin hayatına baktılar Yahudi ve Hristiyanlarla yapılan savaşları görünce biraz daha umutları yıkıldı. Diğer Ashap ve Allah dostlarının hayatlarında da aradıklarını bulamayınca tam vaz geçiyorlardı ki Mevlana Hazretlerinin “ne olursan ol yine gel” sözü ümitlerini yeşertti. Hoşgörü kılıfını da üzerine giydirip kafalarına göre yorumlayınca istedikleri ortam oluşmaya başladı.

Yine baktılar “Muhammedün rasülüllah” diğer dinlere uymuyor, onu kaldırıp “Le ilehe illallah” ta orta yol bulduklarını sandılar.

Artık Hz. Mevlana ve “ne olursan ol yine gel” sözü ‘evrensel hoşgörünün’ dayanağı oldu çıktı. O gün bugündür de durmadan herkesi hoş görüyorlar.

Aslında bunların amacı hoşgörü ve diyalog değil, İslam dinini de diğer dinlere benzetmek, tahrif etmek, bozmaktı.

Maalesef sadece bu akl-ı evveller değil Müslüman olduğunu söyleyen birçok kişi bu akıma kendini kaptırıp Hz. Mevlana’ya sığınmaya başladı.

-Namaz kıl.

-Mevlana “ne olursan ol yine gel” diyor.

-Oruç tut.

-Mevlana.

-Kılık kıyafetini ve yaşam biçimini İslam’a uydur.

-Mevlana

Tamam, Hz. Mevlana’nın böyle bir sözü olabilir (ki, O’na ait olmadığını iddia edenler de var), ancak Hz. Mevlana’dan ve diğer bütün insanlardan milyon kat üstün olan Efendimiz de “Ey Fatıma! Yemin ederim ki, peygamber kızı olsan da, namazların olmadıkça cennete giremezsin” buyurmuyor mu?

Ayrıca “ne olursan ol yine gel” sözü “köşeye sıkışınca beni ortaya sür, herkese hoşgörüden dem vur” anlamında değildir. Olsa olsa “daha önceki hayatın İslamiyet’e girmekle ve İslamiyet’i yaşamakla affedilir, yeter ki tevbe et ve hayatını İslamiyet’e uydur” anlamında söylenmiştir.

Bir de bu hoşgörü akımına kapılan birçok insan Hz Mevlana ve Şems-i Tebrizi’den direk İslam felsefesi olan Tasavvuf’a atlıyorlar. Okumayı yeni sökmüş bir çocuğun elinde Lise Felsefe kitabı nasıl durursa bu akıllıların elinde de Mesnevi ve diğer tasavvuf kitapları öyle duruyor maalesef.

Hâlbuki tasavvufa gelene kadar Kuran-ı Kerim, Meal, Tefsir, Siyer, İlmihal gibi kitapları okuyup anlamaları gerekiyor. Sadece onların değil hepimizin okuyup anlamamız gerekiyor.

Ne demiş Ahmet Haşim “ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden”.

Son söz: Merdivene en tepeden başlamaya kalkarsan gideceğin tek yer merdivenin dibidir.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Demokrasinin çok uzağında… başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

2 yorum

  • vural egemen
    19 Şubat 2014 de 16:23

    Dinler arası diyalog safsatası için bir yerde bir şey okumuştum.
    ”Dinleri göster arasını bulayım”

    Tek din İslamdır…

  • Dost Biri
    23 Şubat 2014 de 12:42

    Özellikle Mevlana’nın sözünü her yerde kalkan olarak kullanan insanlar görmüştüm ancak hiç bu açıdan düşünmemiştim konuyu valla.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.