Ne yazayım bilemedim


 

Belirsizlikler belirginleşmeye başladıkça beynimdeki tıkanma da yavaş yavaş dağılmaya başladı. Yazmaya zorluyorum kendimi çünkü okuyucularıma ayıp ediyorum.

Ama yazacak bir şey bulamıyorum.

İnsanın blog yazarı olması için en başta kafasının rahat olması gerekiyormuş.

Sanırım bu nedenle köşe yazarları hep dedem yaşında adamlar oluyor. Hayatla ilgili bütün telaşelerini kaybettikten sonra emekli olup bir köşeye çekiliyor ve diğer yazarlarla “gazeteden köşe kapmaca oyunu” oynuyorlar.

Gerçekten de ne yazayım bilemedim.

Tamamen haklı olduğum halde haksız konuma düşürülüp başka eve taşınmak zorunda kalmamı mı?

Elim sıkışık olduğu halde “kötü komşu insanı mal sahibi yapar” atasözü mucibince yeni eşyalar almak zorunda kaldığımı mı?

Bugün Hocalı Katliamı’nın yıldönümü olduğu halde insanların Galatasaray maçını ve ses kayıtlarını konuşmalarındaki garabeti mi?

Havanın birden soğuyup sabah sulu kar yağdığını mı?

Yoksa yeni doğan yeğenimi mi?

Ancak şunu biliyorum ki kaç gündür üstüme çöken puslu hava yavaş yavaş dağılıyor. Yakın bir zamanda tekrar eski günlere geri döneceğim Allah’ın izniyle.

Bu esnada siz de blogdaki 200’den fazla yazıyı okuyup o değerli yorumlarınızı bırakabilirsiniz.

Saygılarımla…

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Tıkandı da tıkandı başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.