Okuyorum-Okuyamıyorum


Sevgili Blogum,

Son zamanlarda hayatımda değişik bir şey olmadığı için bu kısma yazı yazamıyordum. Kusuruma bakmıyorsun değil mi? Aslında çok şey yapıyordum da, değişik sayılacak şeyler değil bunlar.

Bu aralar kendimi fena halde okumaya vermiş durumdayım. Elime kitap-dergi-gazete ne geçerse okuyorum.

Sen bilmezsin, lise yıllarımda daha beter durumdaydım. Şimdiye kadar okuduğum kitapların sayısını hiç bilmiyorum. Tabi o zamanlar hep roman okurdum. Lise öğretmenlerimden birisi “üniversite sınavına kadar 100 kitap okuyan sınavı kazanır” dediği için soru çözdüğüm zamanın iki katını okumaya ayırırdım. Allah’ıma hamdolsun üniversite sınavını, sonrasında da KPSS’yi kazanıp görevime başladım. Bu esnada okumaya ayırdığım zaman iyice azaldı.

Kitap satın almayı seviyordum ama aldıklarımı çok nadir okuyordum. Daha çok Gençbeyin ve Yedikıta dergilerine zaman ayırıyordum. Ta ki vikitap isimli siteyle tanışana kadar. Bu site kitapla okuru buluşturduğu gibi okurlar arası diyaloğa da imkân tanıyor. Siteye üye olup okuduğum ve okuyacağım kitapları ekleyince içimde yine okuma isteği oluştu.

Zaten bloğa sürekli yeni yazı eklemek istiyordum. Biliyordum ki “iyi bir okur olunmadan iyi bir yazar olunmaz.” Böylece yeniden okumaya kaptırdım kendimi.

Ancak şunu fark ettim ki artık roman okuyamıyorum. Makale, köşe yazısı, tarih ve araştırma kitapları elimde eriyip giderken romanlar işkence gibi geliyor. Daha önce hiçbir kitabı yarım bırakmayan ben son zamanlarda ondan fazla romanı yarım bıraktım. Ya giderek yaşlanıyorum ya da okuduğum kitaplar gerçekten sıkıcı, orasını bilemiyorum. Kimisinin konusu sarmıyor, kimisinin anlatım dili vasatı aşamıyor kimisinin de yavaş ilerlemesi okumama engel oluyor.

Dergi olarak gençbeyin ve yedikıta okuduğumu zaten söylemiştim. Bunların arasına “Derin Tarih” dergisini de eklemek istedim ama beklediğim kadar “derin” bir dergi çıkmadı. Gazete bayisinde daha önce görmüştüm ama hakkında hiçbir fikrim yoktu. Yazar kadrosuna bakınca editörün Mustafa ARMAĞAN olması oldukça ümitlendirdi. Ancaaaak, 22 sayfayı reklama ayırmış olması ve vadettiği gibi “bildiğim şeyleri tarih yapacak” bir dergi olmaması ümitlerimi kırdı. Sadece bazı şaibeli olayları azıcık eşeliyor, kurcalıyor ama bir sonuca bağlamadan yazıyı noktalıyor. Önyargılı olmak istemem; belki de benim aldığım sayısı böyledir.

Kitapların yanında blog okumaya da özel zaman ayırıyorum. Zaten “dost bloglar” bölümünü bu amaçla koydum. Takip ettiğim blogları buraya ekleyerek hem kendim her gün girip bakıyorum hem de ziyaretçilerimi teşvik etmiş oluyorum. Bunun yanında denk geldiğim birçok blog yazısını da okumayı ihmal etmiyorum. Çünkü ben acemi bir blogcuyum ve diğer blogculardan öğreneceğim çok şey var.

İşteee böyle blogcuğum. Son zamanlarda yaptıklarımı yazdım sana. Son olarak şunları da bilmeni isterim ki; yorucu bir seneyi atlatmanın ve düğün zamanının yaklaşmasının sevinci içindeyim.

Haydi görüşmek üzere:)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Bu Aralar Tuhafım başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Etiketler:,
Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.