Psikopat


Banyodan gelen seslere uyandı Asaf Efendi. Uyuyakaldığı çekyattan usulca başını kaldırıp dinledi sesleri. Evet evet, banyodan geliyordu ses. Yine havalandırma penceresinden kuş girdi galiba diye düşünerek ağır adımlarla banyoya yürüdü.

Kapıyı açtığında şofbenin üzerine tünemiş olan minik bir serçe kapıya hücum ederek evin diğer odalarına kaçtı.

Asaf Efendi sabırlı bir adamdı. Peşinden gitti. Oturma odasına giren kuş tutunduğu perdeden sert bakışlarla insanoğlunu süzüyordu. Ellili yaşlarının sonunda olduğu her halinden belli olan sevimli yüzlü, kır saçlı ihtiyar tam kuşu yakalıyordu ki kuş çevik bir kanat hareketiyle ellerinin arasından sıyrılıp mutfağa kaçtı.

Banyo penceresinden giren ilk kuş değildi bu. Muhtemelen son da olmayacaktı. Ama giderek daha agresif, daha psikopat, daha hırslıları giriyordu sanki.

Asaf Efendi mutfağa doğru yöneldi. Mutfak camına birkaç defa saldırıp camın görünmez duvarıyla karşılaşan ama yılmayan bu kuş Asaf Efendi’nin teorisini daha da güçlendiriyordu.

Sonra vazgeçip yatak odasına doğru kaçtı gitti. Yakalanmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Yine de bizim ihtiyar -yaşının verdiği olgunluktan olsa gerek- hiç kızmadı kuşa.

“Yavrum neden kendine de bana da eziyet ediyorsun, gel teslim ol artık.”

Söylene söylene yatak odasına girdi. Buranın kapısını da neden kapatmazlar ki diye geçirdi içinden.

Kuş perde ile pencere arasında çırpınıp duruyordu. Gücü yetse camı kırıp kaçacaktı.

“Yavrum senin derdin ne? Yorma artık bu ihtiyarı.”

Ama kuş kararlıydı; teslim olmayacak, gücünün son demine kadar mücadele edecekti. Yaptığı hatayı fark etmiş ancak çıkış yolunu bir türlü bulamamıştı.

İhtiyarın yaklaştığını görünce pırr diye kapıdan uçtu. Bu defa da misafir odasındaki avizeye konmuştu. Göğsü korkudan ve sinirden inip kalkıyordu. Gücü epey tükenmişti. İhtiyar hiç sinirlenmiyor kuşla birlikte odaları dolaşıyordu. Kuş elbette teslim olacaktı. Tam misafir odasının kapısına gelmişti ki kuş yüzüne doğru atıldı.

Küçük çaplı bir mücadeleden sonra kuşu yakaladı. Avucunun içine aldığı kuşun başını okşayıp gagasını öptü.

“Neden bu kadar sinirlisin? Hiç korkma serçe efendi birazdan özgürlüğüne kavuşacaksın.”

Ağır adımlarla evin giriş kapısına doğru yürümeye başladı. Kapıya tam yaklaşmıştı ki bir anda karar değiştirip mutfağa girdi. İki parmağıyla kuşun küçük kafasını tutup çekti. Kuş daha ne olduğunu anlamadan ölmüştü.

Küçüklüğünde sapanla vurup yediği serçelerin lezzetini ararcasına evine giren bütün kuşları pişirip yemişti Asaf Efendi. Sanırım kuşlar da bu durumu bildiği için her defasında daha bir asabi oluyorlardı.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Susamlı çubuk kraker başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Dilenci

Martı ile Buzdağı

3 yorum

  • Emre
    27 Haziran 2016 de 12:37

    Cok guzel.

  • ali
    30 Haziran 2016 de 10:03

    bu nasıl son böyleeee

  • Beraat
    5 Şubat 2017 de 22:50

    Şaşkınlıkla bitirdim hikayeyi 🙂

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.