Sahi neydi aşk?


Ne çok şey söylendi, yazıldı, çizildi, bestelendi aşk için. Bunca yazı arasında bir ben değinmemişim aşka. Sahi neydi aşk? Kimine göre biyokimyasal bir olay, kimine göre hormonların neden olduğu bir hastalık durumu, kimine göre acı veren bir şey, kimine göre de dünyanın en güzel duygusu…

Kimi babasına duyduğu sevgiyi aşk olarak tanımlıyor, kimisi tek gerçek aşkın ilahi aşk olduğunu dile getiriyor.

Peki hangisi?

Belki cevap hepsi. Belki de hiç biri.

Herkesin kendine göre duygu durumu olduğu için kendi çapında bir aşk tanımı yapıyor. Her ne kadar internetin hayatımıza hâkim olmasıyla birlikte aşk da ayaklar altına alınmış olsa da gerçek aşk hala aramızda…

Hala bir yerlerde birilerine uğruyor, onlara kendini hissettiriyor. Lakin gerçekten âşık olanlar bunu dillendirip büyüyü bozmuyor. Kendi ruhunda sessiz sedasız yaşayıp gidiyor.

Eh, adamlar da haklı; Halil Cibran’a atfedilen bir özdeyişte “Gez ve kimseye söyleme; gerçek bir aşk hikâyesi yaşa, kimseye söyleme. Mutlu ol, kimseye söyleme; insanlar güzel şeyleri mahveder” deniyor.

İnsanlar güzel şeyleri mahveder… Hep mahvediyoruz hep…

Mesela aşk; hormonların beyni tetiklemesiyle beynin oluşturduğu karmaşık hisler dünyası olduğu halde –yani elle tutulmaz gözle görülmez bir şey olduğu halde- biz onu ısrarla bedensel hazlara hasrediyoruz.

Tıkıp tıkıştırıyoruz…

“Dokunmaktan aldığın hazla beni kıyaslama, ben ondan çok daha fazlasıyım” diye bağıran aşka inat arabaya sokulan fil misali hislerimizi “sana aşığım, öyleyse benim olmalısın” mantığına sokmaya çalışıyoruz.

Ya hiç dokunamayacağını bile bile sevmekse aşk?

Ruhun işiyse mesela bu?

Şundan eminim ki dokunmak değil aşk.

Bu aralar popüler olan ve sevgi kıtlığı çeken kadınların gözlerinden kalp çıkara çıkara okudukları bazı kitaplarda anlatılan vıcık vıcık duygular yumağı da değil.

Peki öyleyse ne?

Başta da dedim ya; herkesin kendine göre bir tanımı var. Ben kısaca “bir insanın varlığını sevmek” diye özetliyorum.

Bir gün size de uğrarsa… Şşş, sizde kalsın. Kimseye söylemeyin. Hatta âşık olduğunuz kişiye bile… Çünkü insanlar güzel şeyleri mahveder!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Dilime Dolananlar 10 başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Satılık Gülücükler

Dilime Dolananlar 10

2 yorum

  • Fisun
    1 Mart 2018 de 21:18

    “Bir insanin varligini sevmek.”Bu sonuç cümlesi bence..Bunun üzerine baska birsey söylenemez.

  • مفتون
    29 Mart 2018 de 13:25

    İnsanlar gerçekten mahvediyor. Ya yaşama. Yaşıyorsan söyleme

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong.
Instagram token error.