Siz ne biriktiriyorsunuz?


Daha önce “çöpe attığımız paralar” ve “2600 liranız cebinizde kalsın” başlıklarıyla birikim yapmak üzerine yazılar yazmıştım. Beni az çok tanıyan herkes bu yazıların yazdığım en kötü yazılar olduğunu dile getirdi. Çünkü hiçbir zaman maddiyatçı biri olmadım, olamadım.

Düsturum “daime kaliteli insan biriktirmek” olmuştur. Böyle insanları “Çin’de de olsa” bulurum, bulduğum yerde dost, arkadaş haneme katarım. Ancak böyle insanları bulmak o kadar zorlaştı ki çölde buzlu su bulmak gibi bir mucize adeta. Etrafta o kadar sahte insan var ki, sahte çeyrek altının sesine kadar taklit edilebildiği bir devirde can ciğer insanları bulabilmek için defalarca testten geçirmek gerekiyor.

Seksenli yılların sonlarına doğru doğmanın haklı gururunu taşıdığımı da yeri gelmemişken belirteyim. Çünkü henüz yeri gelmedi bu cümlenin:)

Neden bundan gurur duyuyorum?

Çünkü doksanlar ve sonrası imkânların arttığı, insanların insanlığı kaybetmeye başladığı bir döneme denk geliyor. Seksenler ve öncesi ise imkânsızlıklar yüzünden/sayesinde her duygunun dolu dolu, ciğerleri sızlata sızlata yaşandığı bir dönem benim gözümde. Tam bu ikisinin geçiş döneminde doğarak hem insani duyguları kazanıp hem de bunu artan imkânlarla herkese yayma fırsatını elde ettim. Bunun yanında Rabbimin bir lütfu olarak ilkokul öğretmeni olmuşum ki yepyeni nesillerin inşasında birkaç kelime de olsa söz sahibi oluyorum.

(Burada bir parantez açıp eskiye değinmek istiyorum. Eskiden aşklar, dostluklar öyle güzelmiş ki dinledikçe insan hüzünleniyor. Peki, şimdi neden yaşanmıyor öyle şeyler? Belki dostluk açısından hala kırıntılar bulmak mümkün ama aşklar artık teknolojinin hızına yenilmiş durumda. Seksenler ve öncesinde imkan olmayınca mecburen de olsa gönüller sabır ateşinde kaynıyor, kaynadıkça da içinde bulunan tüm duyguları lezzetlendiriyormuş. Tıpkı güveçte usul usul pişen yemekler gibi. Şimdiki aşklar ise fast food gibi ayak üstü şapır şupur ya Rabbi şükür. Belki yine karın doyurucu ama içleri dışları GDO’lu hamburger gibi yedikten sonra bünyeye ne zarar veriyor kimse bilmiyor. Yıllar sonra psikolojiler kanser olunca fark ediliyor zararları.)

Kendimi övmek için mi yazıyorum bu yazıyı? Tabii ki hayır! Bir yere varmak istiyorum ama bakalım varabilecek miyim:)

Geçen gün cumaya hazırlanırken lojmanda havlu astığım iki tane askı dikkatimi çekti. İkisi de havlu tutmak için yapılmış ancak birisi muhtemelen lojman yapıldığında takılmış, diğeri tadilat yapılırken. İlk takılan havlu tutucu şekilsiz, estetikten bihaber ve garip duruyor. İkinci ise gayet hoş görünümlü, tasarımı modern ve pırıl pırıl parlıyor.

Bir süre yeni tutucuya astım havlumu ama her defasında içim tedirginlik içine; şimdi mi düşecek birazdan mı düşecek. Çünkü yeni olan o kadar eğreti duruyor ki havluyu dikkatlice çekmediğinizde her defasında yere düşüyor. Eski tutucu ise duvarla adeta bütünleşmiş durumda. Tutup asılsanız bile bana mısın demiyor. Düşündüm, neden eskiye takmıyorum ki? Görüntüsünün eskiliğinden tabi ki. Havlumu sapasağlam tutması yetmiyormuş gibi bir de güzel görünsün istiyorum.

Şimdi ben bunu niye anlattım?

Çok alakasız şeyler arasında alaka kurma konusunda üstüme yok. Önce kaliteli insan biriktirmekten girdim, seksenli yıllara ve eskiye değinip havlu tutuculardan çıktım. Aslında çok bağ yok ama o gün Cuma hutbesinde hocamız “Müslüman güzel koku satıcısı gibidir, gittiği yere güzellikleri taşır ve Müslümanlar birbiriyle dosttur” cümlelerini kurunca kafamda alakasız alakalar türedi.

Müslümanız elhamdülillah. Ahirete inanmışız. Orada geçmeyen dünya malını yığmak veya para pul biriktirmekten önce insan biriktirmeliyiz. Özellikle de eski, sağlam, kaliteli dönemlerin bağrından kopup gelmiş kaliteli insanları bulabilmeliyiz. Bulunca da yaşına başına bakmadan kaliteli dostluklar kurabilmeliyiz. Ne varsa eskinin sağlamlığında var. Çünkü öyle bir devirdeyiz ki her şey, herkes pırıl pırıl parlamakta ancak içleri çürük ve küflü. Ayrıca herkes her şeye kolaylıkla erişebilmekte, bu da insanları doyumsuz, tatminsiz ve kıymetbilmez yapıyor.

Ben de diyorum ki bir Müslümana bu yakışmaz. Özellikle insanları ve iyi niyeti israf etmek hiç yakışmaz. Önce kendimizi kaliteli bir insan yapmalı sonra da etrafta kaliteli insan aramalıyız. Onlar bize hem bu dünyada hem öbür dünyada yoldaş olur. Dip not olarak diyorum ki; bu hiç de kolay olmayacak! Bunun için bazen yüzlerce kilometre yol gitmeniz, bazen saatlerce uykusuz kalmanız, bazen de bütün maddi birikiminizi ortaya koymanız gerekir. Ama buna değecek. Bana güvenin, değecek!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Kaktüs İnsanlar başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Sahi neydi aşk?

Dilime Dolananlar 10

Kaktüs İnsanlar

3 yorum

  • Atakan
    15 Kasım 2017 de 19:28

    Kaleminize sağlık.

  • Ahmet şen
    15 Kasım 2017 de 21:58

    Yazar kim merak ettim ama güzel yazmış

  • Ayşe Canan
    15 Kasım 2017 de 22:15

    Güzel dostlar biriktirmek lazım …kiymet bileni bulmali..bulunca da kaybetmemeli…ben cok zenginim elhamdulillah…ve zenginligim dostarim..

Yorum Bırakabilirsiniz

Son Yorumlar

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.