Son Mektup


Bir gece yarısı ani bir kararla kalktı yattığı yerden. Bir mektup yazacaktı. İçinde biriken son kalıntıları da söküp atmak istiyordu gönül hanesinin isli duvarlarından. “Ey yâr” diye başladı mektubuna:

“Ey yâr,

Belki hiç eline geçmeyecek bu mektup, belki haberin bile olmayacak. Olsun, bir gün gittiğin uzaklarda kapında bir zarf bulursan korkma. Onu okuduğunda sen de anlarsın içimdeki kor ateşi.”

Derin bir nefes aldı. Hava sanki düdüklü tencereden çıkan buhar gibi yaktı geçti burun deliklerini. Ne zor şeymiş son sözleri söylemek diye düşündü. Oysa şimdiye kadar hiç gerek kalmamıştı buna.

“Dilimden çıkan keskin usturanın yüreğindeki aşkın şah damarına değdiğini ve onu kan kaybından hızla öldürdüğünü fark ettiğimde son bir gayretle bastırmıştım pişmanlık paçavrasını açtığım yaraya. Galiba aşkının sadece bitkisel hayatta yaşayacak kadar canı kalmış ki bunca zamandır ne olduk ne de öldük.

Lakin sonrasında senin de bende açtığın, izleri ruhumda hala sızlayan kesiklere bakılırsa sen de intikamını fena aldın.”

Bir türlü istediği doğru kelimeleri bulamamanın sancısıyla kıvranırken kırıcı değil yapıcı olmak, bununla birlikte gerçekleri tüm çıplaklığıyla son kez belirtmek istiyordu. İçtiği soğuk su bile söndürmüyordu yangınını.

“Ben aslında bunları söylemeyeceğim bu mektubumda. Son kavgamızın öncesine gideceğim azıcık. Seni suçlamak da değil amacım ama suçlusun lan işte. İçimde sessiz sedasız büyüyen masum, çocukça, tertemiz aşkı fark ettiğin anda yapıştın boğazına. Keşke diyorum bazen, keşke belli etmeseydim. Sadece aşkımın değil bendeki üç şeyin de katili sensin; masumiyet, sana duyduğum sonsuz güven ve samimiyetim.”

Çok mu ağır yazdım acaba deyip kâğıdı buruştururken vaz geçti. Nasıl olsa bu sondu. Ağzına geleni geldiği haliyle yazmaya karar verdi.

“Sana o kadar güveniyordum ki gökyüzü siyah desen o saatten sonra sorgulamazdım. Bir gün bir şey yaptın; yüreğimdeki bembeyaz tülbent gibi ışıldayan aşka siyah mürekkep damlattın. O günden sonra tekrar eskisi gibi sevemedim seni. Denedim, çok denedim. Güzellikleri düşünerek söküp atmak istedim o lekeyi. Tam tersi iyice bulaştı her yana. Karardı yüreğim, kayboldu masumiyetim. Bir yandan deli divane âşıkken sana diğer yandan nefret ediyordum senden. Keşke hiç bulaştırmadan uzaktan uzağa sevmeye devam etseydik.

Belki de o gün dilim benden izinsiz davranıp keskin usturadan daha acı verici sözcükleri söylerken aylardır kanayan gönlümün intikamını alıyordu, kim bilir…”

Ah, ne zormuş gerçekleri söylemek. Acı, çok acı gerçekler…

Keşke daha önce âşık olsaydım da azıcık tecrübem olsaydı diye düşündü. Acemiydi bunca zamandır hissettiği duygular konusunda. Elleri titriyor yazısını bozuyordu. Sona yaklaştıkça ağzında acımsı bir tat oluşmaya başladı. Kararlıydı; bu gece bitirecekti mektubunu.

“Senden sonra kimselere açmadım kendimi. Kimseler senin kadar görmedi, tanımadı zaten kimse senin kadar merak da etmedi içimi. Ben o eski ruhsuz, hissiz, isteksiz ve huysuz halime geri döndüm. Seni bilmem ama ben çıkmadık canda ümit vardır deyip hala bu aşktan ümitliyim. Yüreğimin paslı kapılarını son kez sana açtığımı bil ve verdiğim tüm sözlerin arkasında olduğumu unutma. Selam eder, gözlerinden öperim.”

Yanağından süzülerek ‘gözlerinden’ kelimesinin üstüne damlayan bir damla göz yaşını elinin tersiyle silip kağıdı katlarken yeniden emin oldu; bu gerçekten ikisinin SON’uydu.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Dilenci başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Dilenci

Martı ile Buzdağı

Klavye Kabadayısı

2 yorum

  • elanur
    18 Ekim 2017 de 17:17

    o nasıl bir sondur ki hem ümitliyim diyor hem sözlerimin arkasındayım diyor hem de hala SON diyor hocam madem sözlerinin arkasında neden SON!!! SON dediğimiz şey o kadar basit değil insan nefret ettiğini bile yıllarca unutamazken gönül verdiğini bir SON demekle unutmaz.

  • canan
    30 Ekim 2017 de 17:23

    olmamalıydı oldu… ölmeliydi…öldü…suçlu kim? giden miii kalan mı…

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.