Susamlı çubuk kraker


Çocuk son günlerde halsiz, iştahsız ve sürekli baş ağrısı olduğu halde derslerinden geri kalmamak için zor güç okula gidiyordu. Öğleden sonra ayaklarında kalan son takat de kesilince yere yığıldı.

Öğretmeni kucakladığı gibi evine götürüp annesine teslim ettikten sonra doktora götüremediği için vicdan azabı çeker gibi ağır adımlarla gerisin geri döndü.

Çocuğun babası gurbette çalışıyor, zaman zaman para gönderiyordu. Annesi ve ablası dayısının himayesindeydi. Dayısı kendi evinden fırsat bulursa uğrayıp hal hatır sorar, nadiren ilçeden alış veriş yapıverirdi.

Ertesi gün anne köyün arabasıyla çocuğu doktora götürdü. Çocuk felci dedi doktor. Bundan sonra yürümesi çok zormuş. Ama Allah’tan ümit kesilmezmiş.

Yazılan ilaçları alıp köye döndüler.

Artık çocuk çok sevdiği okulundan uzak, yatağa mahkûm bir halde günlerini geçirecekti.

***

Dayısı gönülsüz bir şekilde pencerenin altından seslendi “abla pazardan alınacak bir şey var mı?” Anne mahcup bir sesle birkaç şey söyledi.

Unutmazsa alıveriyordu işte.

O gün pazar dönüşü dayısı çocuğa da bir şeyler almıştı. Ablası elinde bir paket susamlı çubuk kraker, yüzünde buruk bir gülücükle girdi: “bak, dayın ne almış sana”.

Çocuk cılız elleriyle açtığı paketten birkaç kraker yedi. Ömründe ilk kez yediği susamlı çubuk krakeri çok sevmişti. Susamların ağzında çıtır çıtır kırılması, krakerin hafif tereyağlı tadı, sonunda biriken susamları avucuna döküp yemenin güzelliği bir an için her şeyi unutturdu. Ne güzel bir şeydi bu.

Ertesi haftayı iple çekti. Dayısı pazara giderse tekrar isteyecekti. Ama dayısı o hafta pazara gitmedi.

Bir hafta daha bekledi. Dayısı pazara gitti ama almayı unutmuştu.

Bir hafta daha bekledi ama dayısı yine unuttu.

Çocuk birkaç ay boyunca her hafta utana sıkıla dayısından susamlı çubuk kraker istedi. Ama dayısı bür türlü almadı.

Çocuk ilçe pazarının olduğu gün tahta pencerenin önüne doğrulup gün boyu dayısının yolunu gözlerdi. Az sonra gelecek ve tekrar yiyeceğim diye düşlere dalardı.

Aylar sonra bir gün dayısı çocuğun ısrarına dayanamayıp sade çubuk kraker getirdi. Çocuk tadına baktı ama hiç sevmedi. “Ama bu susamlı değil ki” diyebildi belli belirsiz. O günden sonra da bir daha isteyemedi.

Dayısı susamsız getirdiği için “galiba artıksusamlısı satılmıyor” diye düşündü. Unuttu gitti susamlı çubuk krakeri. Gerçi tadı hala damağındaydı ama artık yemese de olurdu.

***

Aylar yılları kovaladı, çocuk önce hastalığı yendi sonra okudu mühendis oldu.

İlk maaşıyla ailesine bir şeyler almak için girdiği markette gezerken gördü susamlı çubuk krakeri. Demek ki üretimden kaldırılmamıştı.

Sevinç hüzün karışımı duygularla bir paket alıp kasaya yöneldi. Aldıklarının parasını aldıktan sonra bir köşeye çekilip paketi açtı.

Susamlı çubuk krakerin kokusu eski günlere götürmeye yetti. Yine o tadı alabilmek umuduyla hızla yemeye başladı ama heyhat!

O ilk yediği günkü tadı bulamadı.

Yüzünü buruşturup yürüdü.

O esnada ilçe anons siteminde cenaze ilanı yapılıyordu.

Dinledi… Dayısıydı…

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Komşu köyün eşeklerinin ayak sayısı başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Son Mektup

Dilenci

Martı ile Buzdağı

3 yorum

  • Halil İbrahim
    9 Nisan 2015 de 09:08

    Çok Harikaydı, Gözlerimi yaşarttın.

    • Aruchan
      Cem Baki
      9 Nisan 2015 de 23:05

      teşekkür ederim…beğenmenize sevindim

  • Operatör
    9 Nisan 2015 de 15:59

    Güzeldi. Keyifle okudum.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.