Talihsiz Olaylar Silsilesi


Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Aylardır bir kelime yazı yazasım gelmemişti. Ama özellikle Nisan ayında yaşadığım olaylar dizisini aklımdan çıkmadan arşivime kaydetmek adına yazayım dedim.
Bulunmayan araba
Geçen sene şoförlüğümü geliştirmek adına aldığım 98 model Broadway’in sanayi ustalarıyla dost olmamı sağlaması üzerine değiştirmeye karar verdim. Yaklaşık iki ay boyunca internet üzerinden araştırma yapmamıza rağmen içimize sinecek bir araç denk gelmedi. Sanayideki ustamın da müsait olduğu bir hafta sonu İzmir Kemalpaşa’da kurulan otopazarına gittik. Üç usta, ben ve Kemalpaşa’da öğretmen olan dostumdan oluşan ekibimiz 50 kadar arabayı inceledi. En az beş yıl binmeye yarayacak, sedan tipi, bagajı geniş ve temiz bir aile arabası arıyorduk. İki tane Renault Clio denk geldi ancak 24.000 ve 26.000 liralık fiyatlar beni aştığı için alamadık.
Oradan ayrılıp Bornova civarında otokent gezmeye başladık. Bu esnada ekibimizden bir kişi ayrıldı ama iki kişi dâhil oldu. Otokent daha çok lüks araç sattığı için tabii ki bulamadık. Akşam olmak üzereydi. Ümitlerimiz tükenmiş durumda geri dönmeyi planlarken ekibimize dâhil olan ağabeylerden birisi internetten bakmamı rica etti. Bornova olarak filtrelediğim aramadan bulduğum ilk arabanın sahibi şehir dışında olduğu için ikinci arabaya telefon ettik. “Müsaitseniz gelin bakın” cümlesinden sonra şimdiki Clio’mu buldum. Ustalarımın onayıyla kaporamızı verdik ve ertesi günü mükemmel bir insan olan Özcan Bey’den aracımızı teslim alıp getirdik.
Yüzsüz komisyoncu
Broadway’i satmadan Clio almam nedeniyle kendimi birkaç gün zengin gibi hissetsem de ilk aracımı elden çıkarmam gerekiyordu. İnternete ilan verdim ve birkaç yere ilan yapıştırdım. Piyasası olan bir araba olduğu için satmakta zorlanmadım.
Kendi ilçemden bir alıcı arabaya bakmaya gelirken evimizin yerini sormak için durduğu ev sahibimin yeğeni olan bir ahmak, alıcının peşine takılarak geldi. Önce alıcıdan tarafa konuştu. Baktı oradan ekmek çıkmayacak bu defa benden tarafa konuşmaya başladı. Laf arasında “bu arabayı satarsak 100 liranı alırım” dedi. Ancak zırnık koklatmayacağımı söylememe rağmen vazgeçmedi. Ertesi gün noterde nöbet tuttu ancak yine para koparamadı.
Araba alım satımı bittikten sonra bu defa da telefonla taciz etmeye başladı. Numarasını engelledim, mesaj atmaya başladı. Başka numaralardan da şansını denedi. En sonunda ev sahibim olan amcasıyla konuştum ve polis çağıracağımı söyledim. Ev sahibim de durumu söyledi ve “kiracımı rahatsız etmeyi bırak” diye uyardı. Geri zekâlı mahlûkat sanki parayı benimle birlikte çalışıp kazanmış gibi “sadakam olsun” diyerek 100 lira istemeyi bıraktı ve bu belayı def ettik elhamdülillah.
Düşen plaka
Bu çok büyük bir olay sayılmaz ama büyük bir olayın kıyısından döndük. Şöyle ki; arabanın plakasını değiştirmek sigorta açısından işime geldiği için değiştirdim. Yeni aldığım plakayı kaportacıma taktırdım ki sağlam olsun.
Ama ne oldu? Plaka 30 kilometrelik okul yolunun bir yerinde düştü. Aynı yolu yavaş yavaş geri dönerek buldum çok şükür. Bulamasaydım yenisini çıkartmak karın ağrısı bir işmiş. Çalıntı bir arabaya takılıp tehlikeli işlerde bile kullanılabilirmiş. Ancak yüce Rabbim halimi acımış olacak ki kimsenin eline geçmeden plakamı buldum. Kaportacıma götürüp “ücretsiz yaptığın işleri böyle baştan savma yapıyorsun galiba, parası neyse vereyim de sağlam tak şunu” diye laf sokarak yeniden taktırdım.
Fidan dikme şikâyeti
Bunu da çok uzatmayacağım çünkü düşünüce canım çok sıkılıyor. Okul bahçemizdeki çöpleri öğrencilerimizle topladık. Bir köşesini birlikte çapaladık ve fidanlar diktik. Hatta diktiğimiz ceviz fidanlarını kendi cebimizden cins ceviz olarak aldık. Peki, ne var bunda?
Dost bildiğimiz bir insan bizi Milli Eğitim Müdürlüğüne şikâyet etti. Neymiş efendim, bu işler İş-Kur bünyesinde çalışan kadının göreviymiş. Öğrencilerin bunu yapmaması gerekiyormuş. Tabii ki Milli Eğitim buna acı acı güldü. Çünkü ben öğrencilerime kötü işler öğretmiyordum. Bu can sıkıcı olay beni vazgeçirmek şöyle dursun aksine kamçıladı.
Silah atma tartışması
Yine can sıkıcı bir olayla karşınızdayım. Bu defa da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını izlemeye gelecek olan velilerimiz havaya silah sıkacaklarını öğrencilerimiz vesilesiyle bize ilettiler. Biz ise öyle bir şey olamayacağını söyledik. Bunu duyan bazı veliler bizi arayarak tartıştılar. Hatta silah attırmazsak izlemeye gelmeyeceklerini söylediler.
Kendimizi kurtarmak adına durumu Milli Eğitim Müdürlüğüne dilekçe ile bildirdik ve jandarma talep ettik. Sağ olsun jandarmalar ziyaretimize gelerek bizi olası bir tehlikeden korumuşlar. Biz bayramın telaşesinden fark etmedik ama gelmişler ve bayramımızı izlemişler. Güzel bir bayram geçirmenin mutluluğuyla can sıkıcı olayı unutmaya çalıştık.
Sifon fırçası
Bir bitmiyor can sıkıcı olaylar. Okulumuz ilçeye uzak bir köy okulu olduğu için birçok hizmetten mahrum durumdayız. Buna rağmen Milli Eğitim Müdürlüğünün zorlamasıyla okulların temizliğini ispat eden “Beyaz Bayrak’a” başvuru yaptık. Bu belgeyi alamayacağımızı zaten biliyorduk o yüzden kasmadık kendimizi.
Yine ne oldu? Kontrole gelen beş kişilik ekipten dört kişi okulun durumuna anlayış göstermesine rağmen bir zat sivrilik yaptı. Neymiş efendim, bizim okulumuzda sifon yokmuş. Cebimizden iki sifon alıp taktırmalıymışız. Yoksa öğrencilerimiz Hepatit olurmuş. Sanki her şeyimiz tamam da sadece sifonumuz eksik.
İkram ettiğimiz çayı bile içmeyen bu zat atar-gider yaptıktan sonra gitti arabaya oturdu. Biz okulumuzun durumunu diğer dört kişiye anlatmaya çalıştık ancak doğal olarak sinir harbi yaşadık. Aynı şeyi komşu köyün okuluna da yaptığı için diğer okulun müdürüyle birlikte durumu üstlerimize bildirdik. Zaten zorunlu olmayan bu belge için bizi azarlamaya hakkı olmayan zat komisyondan çıkarıldı.
Karışan ehliyet
Bu defaki olay biraz komik. Normalde dolandırıcılardan çekindiğim için bilmediğim numaradan gelen telefonları açmam. Geçen gün nasıl olduysa boş bulundum ve açtım. Karşımdaki ses “polis olduğunu, geçen gün çevirmede ehliyetimin karıştığını” söyledi. İlk aklıma gelen şey tabii ki dolandırıcı olduğuydu. “Benim ehliyetim falan karışmadı” diyerek yüzüne kapattım. Aynı numara aramaya devam etti lakin ben açmadım. Sonra başka bir numara aramaya başladı. “Adamlar nasıl organize olmuş ya, bi biri arıyo bi öbürü arıyo” diye içimden geçirirken iç sesim “ehliyetini kontrol et” uyarısı yaptı.
Bir de ne göreyim, başkasının ehliyetini almışım. Hemen son numarayı geri aradım ve ehliyet sahibiyle konuştum. Adam anlayışlı biri çıktı. Okul çıkışı istediği yere ehliyetini bırakacaktım ve kendi ehliyetimi oradan teslim alacaktım.
O esnada telefonu beni ilk arayan polis aldı ve fırça çekmeye çalıştı. Niye yüzüne kapatmışım. Dolandırıcı olabileceğinden korktuğumu söyledim. “Ben senden para mı istedim?” dedi. İlk dakika telefonu kapatmazsanız dolandırıcıların uyuşmuş gibi her istediklerini yaptırabildiklerini duyduğum için öyle yaptım dememe rağmen polis memuru sakinleşmedi. “Adam olsaydın da ehliyetlerimizi karıştırmasaydın” demediğim için hala pişmanım.
Evet, sevgili okuyucum, zahmet edip buraya kadar okudun. Tüm bu olaylar bir aylık süreçte peş peşe yaşandı. Sen olsaydın ve bunları yaşasaydın ne düşünürdün? Ne hissederdin?
Ben mi? Ben hiçbir şey düşünemiyorum ki. Sadece hayretler içerisinde izliyorum:)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Yine… yeni… yeniden… başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

9 yorum

  • Murat
    9 Mayıs 2016 de 08:30

    Başınızdan geçmeyen olay kalmamış Elhamdülillah 🙂
    Yalnız ben ehliyetlerin nasıl karıştığına anlam veremiyorum bir türlü 🙂
    Sık sık olmasa da belirli aralıklarla yazın ki blogdan kopmayalım…

    • Aruchan
      Cem Baki
      10 Mayıs 2016 de 01:44

      gece vakti çevirme olmuştu, ehliyetleri topladılar, sonra tekrar verdiler, biz de bakmadan cüzdana attık:)

  • cuma64
    9 Mayıs 2016 de 11:12

    Maşallah Kısa zamandan onca olay. Hayat bu işte bazen üzücü, bazen tebessümlü bir çizgi…

    • Aruchan
      Cem Baki
      10 Mayıs 2016 de 01:45

      üst üste olunca biraz can sıktı:)

  • Emre
    9 Mayıs 2016 de 16:17

    Vay ya iyi dayanmissiniz. Allah korusun boyle bisey gelmedi basimiza gelmesinde sinir krizi geciririm herhalde .

  • Ece Evren
    9 Mayıs 2016 de 20:03

    Vallahi Cem kardeşim.Allah unutturmasın derler ya, herşey üstüste gelmiş.Allah sağlığınızı korusun ve bunları bir belanın defi kabul edelim.Tanımasam da sizi, gerçekten içim daraldı.Geldimi üst üste sınar böyle.Geçmiş olsun diyorum.İnşallah bitmiştir sıkıntılar.Ece ablanız.

    • Aruchan
      Cem Baki
      10 Mayıs 2016 de 01:47

      teşekkür ederim, geçti sanırım:) bir haftadır sıkıntı yok elhamdülillah:)

  • Tolga COSGUN (@TolgaCogun)
    29 Ağustos 2017 de 22:26

    bu kadar olaya arka arkaya dayanabilmek çok zor iş bunlara dayandıysan sabrını bittiremez daha da birşey 😀

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.