Türk Oyun Sektörü ve Monochroma


Yazıya böyle bir başlık atarken epey düşündüm çünkü ülkemizde maalesef “oyun sektörü” diye bir sektör yok. Sadece kendi çapında bir şeyler yapmaya çalışan küçük gruplar var. İyi de neden yok böyle bir sektör?

Bu sorunun çok çeşitli cevapları var:

Öncelikle ülkemizde bu alanda eğitim veren üniversite yok. Bilgisayar oyunları son zamanlarda e-spor olarak adlandırılıp rağbet görmeye başlasa da hala aileler tarafından boş zaman geçirme aracı olarak görülüyor. “Bilgisayar oyunları oynayarak geçiniyorum” ya da “bilgisayar oyunları yapıyorum” deseniz size ilk söylenecek şey “kpss’yi kazanıp sırtını devlete daya” olacaktır.

Maalesef teknolojiye ve bilgisayar oyunlarını yatırım ve destek yok. Destek konusunu üçe ayırmak istiyorum; halkın desteği, devletin desteği ve işadamlarının desteği.

Halkın desteği de maddi ve manevi destek olarak iki kısma ayrılıyor. Maddi destek, ülkemizde yapılan bir oyunun “kickstarter” gibi yerlere konulduğunda bağış yapılarak desteklenmesidir ki bu az da olsa yapılıyor.

Manevi destek ise, böyle bir projeyle karşılaşınca yapan kişilere moral verilmesi ya da güzel kısımlarının görülmesidir. Bu noktada kesinlikle çuvallıyoruz. Ne zaman Türk yapımı bir oyun görsek hemen eksiklerini aramaya başlıyoruz. Ya adını beğenmiyoruz ya da başka oyunlara benzediği için acımasızca yerden yere vuruyoruz. Eleştirenlerin başını ise hiç oyunlardan anlamayanlar ve daha önce oyun yapmayı denemiş ancak başaramamış kişiler çekiyor. Bu kişilerin kıskançlık-çekememezlik karışımı bir duyguyla neden başarısız olacağı konusunda yaptıkları yorumlar sizi yaralamaya yetiyor zaten. İşin daha acı yanı ise bu eleştirilerin sadece oyun sektöründe değil, teknoloji alanının tamamında yapılıyor olması. Bu alanlarda başarılı olanlar ya ülkemizde ikamet etmiyorlar ya da bütün eleştirilere kulak tıkayıp yollarına devam ediyorlar.

Devletin desteği ülkemizde şu an için imkânsız noktasında. Bizi yönetsin diye seçtiklerimiz fazlasıyla yaşlı oldukları için bilgisayar, internet, oyun gibi konular ilgilerini çekmiyor hatta onları korkutuyor. Destek verilmediği gibi bir de bu alanda kurulan küçük çaplı şirketlerin beli vergilerle bükülüyor. İleriyi düşünen, “Bırakalım biraz büyüsünler, sonra bol bol vergi alırız” diyen yok. Hemen önlerine vergi yükü çıkartıyoruz.

Bu noktada değinmek istediğim bir olay var. 2013 Kasımında başbakan Finlandiya’da temaslarda bulunurken Rovio firmasını da ziyaret etti. Malumunuz, Rovio firması Angry Birds isimli oyunu yapan ve bu oyunla köşeyi dönen bir firma. Bu firma 2003 yılında üç tane üniversite öğrencisi tarafından kurulmuş ve Angry Birds oyununa kadar 52 tane oyun yapıp başarılı olamamış. Ayrıca bu firmada üç tane de Türk çalışan var. Başbakana oyunu bilip bilmediği sorulunca “torunları sayesinde bildiğini” belirtiyor. Şimdi dikkat edin, oyun firmasını bir başbakan ziyaret ediyor, başbakan oyunu torunları sayesinde bildiğini söylüyor (torunları olmasa bilmeyecek yani), firmayı üç tane genç kuruyor ve şu anda firmada üç tane Türk çalışıyor. Ne durumda olduğumuzu az çok anlamışsınızdır umarım.

Son olarak da işadamlarının desteğinden bahsetmek istiyorum. Bir şirket kurmak, elemanları seçmek, onları bir amaç etrafında toplamak zaten zor şeyler. Eğer elde avuçta para da olmazsa en baştan kaybediyorsunuz. Bu noktada işadamlarına özellikle de melek yatırımcı diye tabir edilen ilerici iş adamlarına büyük iş düşüyor. Bu sektör ülkemizde fazla bilinmiyor. Eğer destek olunursa büyük işler başarılabilir. O nedenle direkt olarak gelecek parayı düşünmek yerine biraz risk alıp bu alana da yatırım yapılmalı.

Önceliği başarıya değil para kazanmaya vermek de şimdiye kadar yapılan girişimlerin çökmesinde önemli rol oynamıştır. Yukarıda saydığım destekler bu insanlara sağlanmış olsa bu sorun kendiliğinden ortadan kalkar. Ama bu destekler olmadığı için oyun yapan firmalar daha çok F2P denilen online oyunlara yöneliyor. Bu oyunları pazarlamak zorunda kalmadan isteyen herkes internetten ücretsiz indirip oynayabiliyor. Firmalar ise parayı “item” denilen ve oyunculara ekstra özellik sağlayan sanal eşyaları satarak kazanma yoluna gidiyor.

Monochroma’nın Türk oyun sektörü açısından önemi nedir?

Nowhere Studios firması yukarıda saydığım bütün olumsuzluklara rağmen yılmayarak bir oyun yaptılar. “Kickstarter” desteğini de arkalarına alarak bu oyunu üç-beş ay gecikmeyle de olsa bizimle buluşturdular.

Monochroma isimli bu oyun (daha önce Türk yapımı birkaç oyun yapılmış olsa da) steam greenligt ve playstore’da satışa çıkan ilk oyun olmasıyla, hikâyesiyle ve grafikleriyle ve online oyun olmamasıyla takdirimi kazanmış durumda. Demosunu oynadığım oyun gerçekten etkileyici. Sizi resmen hikâyenin ve bulmacaların içine çekiyor. İki kardeşten büyük olanın ayağı incinen küçük kardeşini sırtında taşıması, küçük kardeş karanlıktan korktuğu için sadece ışık olan yerlerde sırtından indirebilmesi falan çok değişik fikirler bence. Oyun içi atmosferin kasvetli oluşu, grafik ve sesler, oynanış kolaylığı, bulmacaların zorlayıcılığı hep kararında olmuş. Müzikler ise aşırı derece etkileyici. Şu an için 24 dil desteğiyle bütün dünyadaki oyunculara hitap ediyor.

[Oyunun sonunu oynamadığım için hikâyenin nasıl sonlandığını bilmiyorum. Ancak ben olsam bu iki kardeşin hikâyesini öyle bitiririm ki yıllarca akıllardan çıkmaz. Böylece oyuncular firmanın diğer oyunlarını dört gözle bekler.]

Fiyatı bu tarz bir oyuna göre azıcık pahalı olsa bile satın almaya kararlıyım. Eğer imkânınız varsa siz de satın alın. Satın alamıyorsanız eleştirmeyin, takdir edin. Bakarsınız ileride daha iyi oyunlar çıkar karşımıza ve dünya çapında göğsümüzü kabartırlar.

Steam’den satın almak için: http://steamcommunity.com/sharedfiles/filedetails/?id=156723130

Playstore’dan satın almak için: http://www.playstore.com/#!/oyun/monochroma

 

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 7. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

1 Yorum

  • Hasan
    4 Haziran 2014 de 20:51

    Gayet güzel bir yazı ellerine sağlık abi. Bilgisayar yüzünden bu aralar oyunlarla aram yok ama Monochroma daha önceden duyduğum bir oyundu umarım başarılı olurlar.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.