Ülkemizin sırtındaki kambur


Bu şehr-i Stanbul ki bî misl-ü bahâdır / Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.

Şair Nedim İstanbul için bu iddialı sözleri sarf ederken kast ettiği elbette içinde yaşadığı devir ve o devrin İstanbul’uydu. Lale devrinin, devletin içinde bulunduğu durumu görmezden gelme pahasına şiire, güzelliğe, estetiğe meyledildiği debdebeli günlerinde İstanbul’un lale denizini andıran bahçelerine bakarak yazdığı bu mısralar şüphesiz çok etkileyicidir.

Gel gelelim, şu anki İstanbul 15 milyonu geçen nüfusu, çözüm bulunamayan trafiği, önlenemeyen göç sorunu, yok olan insaniyete eşit şekilde artan suç oranı ve kaybolan güzellikleriyle vahşi batının sahipsiz kasabalarına dönmüştür.

Hata kaza haber saatinde televizyon açma gafletinde bulunsanız 45 dakikalık haber bülteninin 30 dakikasında ağzınızı açık bırakacak acayiplikleriyle sizi kendinden soğutmayı başarır.

80 milyon nüfuslu ülkenin 15 milyon nüfuslu bu şehri; tükettiği enerji miktarından tutun, işlenen suç sayısına dek türlü meselelerde Avrupa’nın birçok devletine taş çıkartır.

Bunun sorumlusu kim peki?

Vatanımızın bereketli topraklarında beslenmemizi sağlayan iki can damarına (yani tarım ve hayvancılığa) türlü katakullilerle neşter vuran, çiftçiyi toprağa küstüren, sonra da toprağından çıkmak zorunda bırakanlar mı?

Gelen insanları gelişigüzel yaptıkları apartmanlara doldurup plansız programsız şehircilik oynayanlar mı?

Çıkan sorunlara günü birlik çözüm bulup altyapıyı aklının ucundan geçirmeden her yeri imara açan yöneticiler mi?

Belki hepsi, belki hiç biri.

Şu bir gerçek ki; İstanbul artık danone ile beslenmiş insan yavrusu gibi vücudu gürbüz beyni pürüz bir şehir halinde her geçen gün irelmektedir.

Hatta gürbüzlükten çıkmış, adeta obez bir tombalak gibi yattığı yataktan doğrulamayan, en ufak bir sorunda feryat figan ağlayarak tüm ev (ülke) halkını ayağa kaldıran bir şehre dönüşmektedir.

Bunun en basit örneğini kışın görürüz: Tüm ülke metrelerce karın altında yaşamını gayet güzel sürdürürken İstanbul’a yağan on santimlik kar hayatı durma noktasına getirir. Bir de acar muhabirlerin çığırtkanlıkları işin içine girince ülkenin geri kalanı kendi halini unutup bu şehrimizde yaşayanlara üzülmeye başlar.

Aman yanlış anlaşılmasın. Bu güzeller güzeli şehrimizi vatan toprağı olduğu için çok severiz. Uğruna çok canlar feda edilmiş, diğer bütün devletlerin sahip olmak istediği halde sahip olamadığı eşsiz konumu için çok çok severiz. İçinde yaşamış ve yaşamakta olan mübarekler hatırına çok çok çok severiz.

Ancak ülkemizin başka şehri başka sorunu yokmuş gibi hep burada yaşananların gözümüze sokulması, türlü türlü acayipliklerin burada baş vermesi, her çeşit zehirli yaratığın bu şehirde yuvalanması sizleri de rahatsız etmiyor mu?

Hele bir zamanlar Alamanyalarda türlü işlerde çalışıp biriktirdiği paralarla ülkemize mercedeslerle gelen Alamancılarımızın sanki oraların reisleriymiş gibi takındıkları kibire benzer bir yaklaşımı İstanbul’da yaşamaya başlayan insanımızda görüyorum ya, çıldırıyorum.

Velhasıl, İstanbul’u değil ama içinde olup bitenleri ülkemizin sırtında koca bir kambur olarak görüyorum. Bir vatandaş olarak yetkisi olan herkesin işini gücünü bırakıp önce bu konuya eğilmesini talep ediyorum. Sürekli bu mızmızlanmaları dinlemekten usandım.

Artık sıra diğer şehirlere ve oraların sorunlarına da gelsin. Gelmeli, gelecek!

Aha da dipnot:

Şair Nedim bu devirde yaşasa şiiri muhtemelen şöyle olurdu;

Bu şehr-i Stanbul ki bî misl-ü belâdır / Mazide gül bahçesi,hâlde ise helâdır.

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Bir acayip memleket başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

2 yorum

  • Halil İbrahim
    17 Kasım 2014 de 09:37

    Harika bir istanbul yazısı. İstanbul’da yaşamaya çalışan birisi olarak NEDİM’in torniston ettiğiniz şiiri de tam uymuş. Bu kadar kepazelik “Yeni Türkiye” sloganı ile yutturuluyor. Mevlam sonumuzu hayretsin.

  • Elanur
    1 Eylül 2017 de 23:34

    Istanbul bundan daha güzel anlatılamazdı hocam ellerinize sağlık

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.