Vedalar Üzerine


Tüm vedalar erken, tüm vedalar zamansız olurmuş; tabi seviyorsanız.

Yıllarca gurbette okumuş birisi olarak her gittiğim yere tek başıma gittim. Ne zaman otobüse binsem diğer insanların tersine koridor tarafına oturur dışarı bakmamayı tercih ederdim. Çünkü orada sevdiklerini uğurlamaya gelen ve otobüs hareket ederken gidenlere el sallayan kalanlar görürdüm.

Ve doğal olarak özenirdim…

Beni ne karşılamaya ne de geçirmeye kimse gelmezdi. Koca valizimi sürükleyerek gelir sürükleyerek giderdim bir başıma.

Büyüdükçe anladım ki aslında otogardaki en rahat insan benmişim. Evden çık tek başına, yürü tek başına, yolculuk yap tek başına, vardığın yerde de tek başına…

Ya diğerleri? O sevdiklerini geçirmeye gelenler? Ya o boşlukta acı acı sallanan eller?

Meğer ne zor şeymiş veda etmek. Ne zor şeymiş çekip gitmek.

Her vedada bir parçasını bırakırmış meğer insanlar. Bu yüzden zamanla eksilir, sonra tamamen silinirmiş ya meğerse.

Gerçek sevginin, gerçek muhabbetin, gerçek samimiyetin firar ettiği bu devirde kaybolan firarileri kılık değiştirse de zaman zaman bulmak mümkün oluyor. Nerede bulduğuma çok takılmıyorum artık; bazen internette bazen gerçek hayatta… Yeter ki gerçek sevgi, muhabbet ve samimiyeti hissedeyim, düşerim peşlerine.

Ancak birisine içiniz ısınınca siz fark etmeseniz de arada bağ oluşmaya başlıyor. Birbirine yaklaşan ve tutunmaya çalışan kalyonlar gibi yürekler de birbirine sayısız çengel atarak yakınlık kuruyor. Bu çengeller eğer çok güçlü halatlarla bağlandıysa zaman geçtikçe koparmak olanaksızlaşıyor.

Veda zamanı işte bu bağlardan bazısı kopmak zorunda kalıyor. Alışma bağı, görme bağı, bir arada olma bağı gibi…

İster yavaş yavaş isterse aniden çekin; ağda bandı nasıl ki her zaman can yakıyorsa bu vedalar da ister yavaş yavaş ister aniden olsun; can yakıyor.

O yüzden hiç sevemedim vedaları.

O an gelince “gitmek zorunda” olduğunu “kalana” anlatmak için dünyanın tüm beylik laflarını da etsen anlamsız, gereksiz, kifayetsiz kalıyorsun.

Gözlerde acı, dillerde dua, gönüllerde korku ve ümit: Ya tekrarı olmazsa? Ya olursa?

Önceleri vedalarda kalan olmak dünyanın en zor duygusu sanırdım. Anladım ki giden olmak kalan olmaktan daha zor, daha fenaymış.

Keşke diyorum, keşke hiç veda etmek zorunda kalmasak. Yuvarlanırken demir tozu toplayan mıknatıs misali güzel insanları toparlayıp hep birlikte dolaşabilsek. Ama nerdeeee!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Doğal Ege Ürünleri Nereden Alınır? başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

3 yorum

  • Melis
    30 Ekim 2017 de 11:54

    İnsanın benliğini en çok yıpratan eylem veda etmektir birilerine. Bu hissin tüm yaşattıklarını tamamen yansıtmısın.

  • elanur
    30 Ekim 2017 de 16:32

    yine haklısınız hocam ellerinize sağlık…

  • Atakan
    16 Kasım 2017 de 00:09

    Vedaları kim sever ki…
    Hayatım boyunca çok fazla veda etmek zorunda kalmadığım için oldukça şanslı olsam gerek.
    🙂

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.