Yazamadıklarım


 

Blog yazmaya karar verdiğimde aklımda şu vardı; canım isteyince yazı yazarım isteyen okur istemeyen okumaz. Ama zamanla bu fikrimden vaz geçtim. Madem blog yazıyorum, madem yazmak için bu kadar gayret gösteriyorum, bunu mutlaka birileri okumalı. Hatta ulaşabildiğim herkes okumalı.

Ancak blog yazmak çok farklı bir olay. Kitap yazarsın, yayınevinin kabul etmesini, basmasını, dağıtmasını beklersin. Okuyucunun bunu beğenip alması için dua edersin.

Ancak blog tamamen senin elinde. İstediğin zaman yazı koyabilirsin. Okuyuculara ulaştırman zahmetsiz olur. Onlardan kolayca dönüt alabilirsin. İstediğin yerini istediğin şekilde değiştirirsin.

Ancak, şu var ki; belirli bir okuyucu kitlen oluştuğunda sürekli yeni yazılar yazman icap ediyor. Her gün bloğuna girip yazı var mı diye kontrol eden bu vefalı dostlarını yüzüstü bırakamazsın.

Ben konu bulmakta ve bunu yazıya dökmekte zorlanmıyorum. Bendeki sorun ortam ve imkân bulamamak. Şöyle ki çok ters zamanlarda aklıma yazı fikri geliyor. Hatta yazının başlığını, giriş ve gelişme bölümlerini zihnimden belirliyorum. Genellikle yanımda kâğıt kalem bulundurup bunları not ediyorum. Ama öyle zamanlar oluyor ki not bile alamıyorum. Bu nedenle de aklımdakiler uçup gidiyor.

Bazen de aldığım notları yazıya geçirirken aynı ruh halini yakalayamıyorum. Bu nedenle yazının başı oluyor sonu olmuyor.

İşte bu sebeplerle yarım kalan yazılarımdan birkaçı:

-Reklamlar ve mutluluk üzerine bir yazı bitirilmeyi bekliyor.

-Çizgi filmlerin çocuklar üzerine etkileri üzerine bir yazı aylardır bilgisayarımın masaüstünde bitmeyi bekliyor.

-Münafıklık üzerine bir yazı aylardır zihnimde dolanıp duruyor.

-Cahil öğretmenler üzerine bir yazı başlık halinde kaldı.

-Öğretmenliğin nasıl bir duygu olduğu üzerine aldığım notlar yazıya dönüşmeyi bekliyor.

Bunlara benzer onlarca yazı yazılamadan silindi gitti. Buna rağmen yaklaşık 170 yazı blogda sizi bekliyor:)

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Biraz da nostalji başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

Kaktüs İnsanlar

Vedalar Üzerine

1 Yorum

  • Beşparasız
    11 Ekim 2013 de 03:22

    Aslında benzer durumdayım bende..Ya yazı konularını unutuyorum yada yazma fırsatı bulunca şevkim kırılmış oluyor 🙂 En çok şaunda olduğu gibi gece uykum kaçınca yazı konusu aklıma geliyor 🙂
    Okuyan olmadıktan sonra yazmanın ne anlamı var ki ?
    Güzel bir yazı olmuş yine ellerinize sağlık…

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.