Yeni Kitaplarım


 

Merhaba sevgili günlüğüm,

Biliyorum bana kızgınsın. Uzun zamandır yazmıyordum sana. Ama dişe dokunur bir şeyler de olmuyor zaten hayatımda. Rutine bağladık anlayacağın.

Bugün ben okuldayken kargom gelmiş. Bir haftadır beklediğim kitaplarım nihayet elime ulaştı. Malum, bizim buralara her şey geç geliyor. Eşimden kargo geldi mesajını alınca sabırsızlanmaya başladım. Çünkü muhteşem kitaplar sipariş etmiştim.

En başta muhteşem ötesi kitabımız Kuran-ı Kerim var. Evimizdekinin yazıları küçük olduğu için okumakta zorlanıyorduk. Yenisini alalım bari dedik. İnşallah bol bol okuyacağız.

İki tane de ilmihal sipariş etmiştik. Birisi bizim için birisi de okuldan bir arkadaş için. Unuttuklarımızı tekrar, bilmediklerimizi öğrenmek istiyoruz eşimle.

Tenbih-ül Ğafilin kitabı da dini sohbet eksiğimizi gidermek için. Çok akıcı dili ve çok güzel içeriği var. Rastgele bir sayfasını aç ve okumaya başla. O derece yani.

Son kitabım Türkçe Ezan ve Menderes. Benim gibi tarih hastası, yakın tarih meraklısı birisi için eşsiz bir kaynak. Şöyle bir karıştırdım da, okuduğum birkaç sayfa beni derinden sarsmaya yetti. Mustafa Armağan bu kitabında Arapça ezanın yasaklanıp Türkçe ezanın okunduğu yıllara götürüyor bizi. Ve birer canlı tarih vesikası olarak o meş’um (uğursuz) zamanlarda yaşayan insanları konuşturuyor. Her sayfasını tekrar tekrar okuyup hafızama kaydedesim geldi. Tarihe, özellikle yakın tarihe meraklı olan herkesin kütüphanesinde olması gereken bir kitap.

Anlayacağın, bir sürü harika kitap beni bekliyor. Bol bol okuyup notlar tutmalıyım. İyi ki blog açmışım diyorum böyle zamanlarda. Çünkü tuttuğum notları yazıya çevirip bloguma koymayı çok seviyorum.

Sevgili günlüğüm sözlerime Türkçe Ezan ve Menderes kitabından bir alıntıyla son vereceğim. Güleyim mi ağlayayım mı bilemediğim bu trajikomik olay Cemal Nar’ın 10 Mayıs 2010 tarihinde Vakit gazetesinde çıkmış olan “Bugün de aynısını yaparlar” yazısından alınmış:

Kahramanmaraş’ın Divanlı Camii’nin müezzin efendisi minareye çıkar. Sağına soluna bakar, etrafta zarar göreceği kimse yoktur. Elini atar kulağına ve neşeyle ezan okumaya başlar: “Allahu Ekber Allahu Ekber.”

Ne olur ne olmaz diye aşağıya bir daha bakar. Bir de ne görsün! Aşağıdan kendi tabiriyle “Tengirşek Şapkalı” birisi gelmektedir. Eyvah der içinden ve çevirir ezanı: “Tanrı uludur, Tanrı uluduuuur.”

Aşağıdaki fötr şapkalı adam başını kaldırır ve bağırır müezzine: “Ben de sizdenim lan, ben de sizdenim. Doğru oku şu ezanı.”

 

 

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Bir garip yemek hikâyesi başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

2 yorum

  • reyhan
    21 Kasım 2013 de 19:01

    Her ne kadar tarihten hoşlanmasam da,alıntı hoşuma gitti.Yakın tarih belki de daha ilgi çekici olabilir 🙂

  • vişnap
    22 Kasım 2013 de 01:06

    Bloğunun yeni yüzü hayırlı olsun sevgili Cem.

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.