Yılların Sevgisizi


Yıllarca… Ama 30 yıl falan… Size sevilmediğinizi, sevilmeye layık olmadığınızı, değmediğinizi, mecburen sevildiğinizi söylese veya hissettirse…

Ne düşünürdünüz?

Taşlaşmaz mıydı hisseden yerleriniz? Kabuklanmaz mıydı kanayan yüreğiniz? Katman katman olmaz mıydı bu kabuklar?

İçinizdeki cılız bir ses “ben aslında böyle biri değilim” diye isyan ederken siz olmadığınız biri gibi davranmaya başlamaz mıydınız? Maskeler takıp rollere bürünmez miydiniz?

Ayrıca zeki biri olsanız…

Size “muş gibi” yapanları fark edebilseniz, içinizden acı acı gülerken “he” deyip geçseniz?

Sonra biraz da ağzınız laf yapsa… Sevmediklerinizi dilinizle uzak tutsanız. İnsanlar gereksiz, lüzumsuz biri olarak nitelendirirken sizi, siz kendinizi çok güzel yetiştirdiğinizi ispat edemeseniz…

Sevdikleriniz bile uzak durmak için çabalasa ve siz bunu net bir şekilde görseniz… Uzak durmak hatta sizi hayatından çıkarmak için bahane üretmeye bile gerek duymasa… Bir gün dımdızlak ortada kalakalsanız…

Hissetmemeye başlasanız… Acımamaya, kırılmamaya, gülmemeye… Hatta sevmemeye başlasanız yüreğinizle… İçinizde oluşan azıcık sıcaklığı sevgi sanmaya başlasanız…

Kurumuş beton gibi bir “sevilmiyorum, buna layık değilim” kalıbı yerleşse yüreğinizin orta yerine… Kabullenseniz, ikna olsanız, benimseseniz bu durumu…

Sonra…

Sonra biri çıksa işte…

Dese ki “sen değerlisin”

İnanmazsınız değil mi? İnanamazsınız…

Ama o vazgeçmese… Israrla her gün değerli olduğunuzu söylese… Aksi gibi kan bağınız olan birisi de olmasa bu kişi… Yani “mecbur” olmasa bunu söylemeye…

Şüpheye düşmeye başlasanız… “Acaba” deseniz zaman zaman… “Hadi oradan” diyerek uzaklaştırsanız bu şüpheleri… O devam etse “sen değerlisin” demeye…

“Ulan yoksa” diyerek yıllardır size aksini söyleyenlerin yanıldığını düşünmeye başlasanız…

Hani o yüreğinizin orta yerindeki beton gibi sert kalıp var ya, o zedelenmeye başlasa mesela… Her “sen değerlisin” cümlesinde bir balyoz darbesi daha inse orta yerine…

Kovmaya çalışsanız bu insanı da… Daha doğrusu gidip gitmeyeceğinizi test etseniz gizliden gizliye… Ama o ısrarla kalsa… Gözlerini gözlerinize dikip “ben hazine buldum, geç de olsa” dese ve iyice sokulsa size…

Korkmaz mısınız yine de?

Beton kalıp kırılmadıkça hep taşımaz mısınız o şüpheleri? Yıllar yılı o kadar insandan duyup emin olmuşsunuz, bir tek insan yok edebilir mi onca acıyı?

Ne yapar ki “yılların sevgisizi”?

Ne yapmalı? Ne yapsın? Ne yapacak?

Bana sorarsanız ağlasın. Ağlasın onca geçen sevgisiz yıllara. Yetmez sadece gülmek…

Demek ki böyle bir şeymiş sevilmek!

Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Dost kimdir? Nasıl olmalıdır? başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

Aruchan

Henüz yeni dünyaya geldim. Gelir gelmez de babam tarafından bu blogun başına geçirildim. Daha dişim çıkmamış, altıma ediyorum ama blog yazacağım, yok artık! Hemen cennetmekan dedem Fatih Sultan Mehmet Han gibi babama dönüp “eğer blog seninse blogunu yazmaya devam et, yok eğer blog benimse emrediyorum blogu sen yazacaksın” dedim ve uyumaya devam ettim. Çünkü büyüyüp buraları devralmak için uyumam gerek.

Bunları da sevebilirsin

2 yorum

  • Ali Can
    22 Şubat 2017 de 01:42

    Çok çok çok hüzünlendim okurken
    Tanımak isterdim bu sevgisizi

  • Ayşe Canan
    24 Temmuz 2017 de 23:38

    O giderse canin öyle bi aciycak ki onceki yasadiklarin hic olacak aciya doyacaksin o zaman….inanma kimseye…güvenme. ..

Yorum Bırakabilirsiniz

google+ ta takip et!

instagramda takip et!

Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.